Üniversiteler Hâlâ Susuyor

Üniversiteler hâlâ susuyor, hâlâ incir çekirdeğini doldurmakla uğraşıyorlar. Oysa, Ülkenin direnmeye duracağı tek kurum bunlar. Özgürlük bilincimiz bizim sosyal korteksimizdir. Üniversite’nin buradaki işi ve işleviyse küçümsenecek gibi değil. Niçin bu sorumluluktan kaçıyoruz?

Ne yapmalıyız, peki?” diye soruyorlarsa, buradan kendimce pek çok söyledim: Rektör seçimlerinde direnmekle; Direnen Üniversite adaylarını gösterip, seçmekle, atama mercilerine dayatmakla başlamalılar. Önce, aşağılanmaya karşı onurlarını savunarak başlamalılar. Bu eylem içlerinde ülke için başka duyguları, duyarlılıkları da uyandıracaktır.

Basından (2.4.2012, milliyet.com.tr) Ankara Üniversitesi’nden bir grup öğretim üyesinin “en çok oyu alma” ölçütüyle direndiğini, bu yönde bir kampanya başlattığını okuduk. Direnen üniversite’nin ölçütü en çok oyu değil, “çoğunluk oyunu almak” ve “YÖK’e mülakata gitmemek”tir. Başka bir çıkarları, ilgileri yoksa adaylardan bunu beklemelidir. Bundan gayrisi, tiranların ekmeğine yağ sürmektir. Seçmenlerin de kendilerini toparlamaları gerekiyor: Bir yandan ek ders ücretleri, proje gelirleri, yükselme ve kadro beklentileri, dolce vita’nın kenarından biraz sebeplenmek hevesi; öte yandan, kredi borçlarının stresi, türlü mobbing uygulamalarına, şiddetli baskılara maruz kalma korkusu, elindekilerini yitirme kaygısı vb. öğretim elemanlarında böyle bir seçme sorumluluğunun algılanmasını önemli ölçüde engelliyor.

Ancak biliyoruz ki, korkularımız asla doğrudan gerçeklik değildir. Gerçekliğe dönüşmeleri, bizim onlarla tek başına bırakılmamızla oluyor. Bu yalnızlaşmaya ve yabancılaşmaya karşı tek çare, bu uygar direnişi birlikte isteyebilmektir. Ama belli ki, korkuyla güvensizlik birleşince İnsan’dan eser kalmıyor!

Bunaldıkça; Aşağıdaki sözler yine FLU(X)US’tan (VI), “Bir Denizin Kıyısından bir Avuç Çakıltaşı”mdan… Bunaldıkça ufkuna baktığım o denizin kıyısından topladığım bu şeyleri sizlerin de görmesini istiyorum.

• Düşüncesi değil, niyeti kötü yapar kişiyi!

• Peki, kanıtladıktan sonra… Yetiyor mu?

• Mesafe yakınlaştırır.

• Düzen bizim için… Kimse düzen için değil. Varsa, tanrı da öyle. Kimse bizim için değil, biz birbirimiz için olabiliriz. Hepimiz birimiz içindir de, kimse hepimiz için değil!

• Biçim ses renk tat / Hayat / Bizim için

• Hukuk çoğun şantajdır.

• Madde tanrı, biçim biz… Biz maddenin biçimiyiz.

• Kestirmesinden yürümek istemediğimiz tek yol hayat olsa gerek!

• Gerçek, sayılmayandır.

• Sonsuz(da) bir zamanda olup biten nedir?

• Bırak kendini, kasılma…

• Aşkın da, kibrin de gözü kördür ya. Biri yakını, ötekisi uzağı göremiyor. Biri kendinden geçiyor, ötekisinin kendisinden geçilmiyor.

• “Biri sevmişse, yaşamış demektir” diyor kadın sevdiği adamın ardından. Bir film repliği işte…

• İstememek… Yaşam perhizi.

• Pek çok şey bekleyebilir.

• Ezikliğin geldiğin yer, özlemin durduğun…

Hevese evet.

• Bir düşünceyi götürülebilecek en uzak noktaya kadar götür. Hâlâ sağlamsa, izlemeye, özveriye değer demektir. Onarılarak yararını ve doğruluğunu sürdürebiliyorsa yine izlemeye ve özveriye değer. Yok, er ya da geç çürüyüveriyorsa, yaşamı(nı) çürütmeden ondan kurtul.

• Değerimiz duygularımızdan gelir.

• Toprağa düşmek / Bir tohum gibi / Yalnız

• Yalnızlığı / Giyindim / Ak // Hıçkıran / Ruhum / Bir kapının eşiğinde // Akşamın / Pirüpak / Döşeği / Ve / Yunmuş / Yıkanmış / El yüz /Ayak // Yine de // Unutuşla / Çocuk / Uyuya kalıyor

• Bize ne yapacağımızı özgürlük bilincimiz söylüyor. Adalet istenci ve istemi bu bilinçte kaynağını buluyor. Bir altsistem olarak hukuk, bu özgürlük bilincinden kaynaklanan adalet istenci ve istemleriyle sürekli biçimleniyor. Bu yüzden sistemin adaleti, özgürlük kalitesine göre ölçülmelidir. Bir eylemin kamusal değerini, dayandığı özgürlük bilincinin derecesine ve yöneldiği adalet içeriğinin bu bilinçten ne ölçüde kaynaklandığına bakarak saptayabiliriz.

• Özgürlüğe yönelmek bir zorunluluk... Adalet ise bir düzen olmak zorunda. Bu yüzden insan bu ikisi arasında (çarmıha) gerilidir.

(Cumhuriyet)

Prof. Dr. Hayrettin ÖKÇESİZ | Tüm Yazıları
Hits: 1371