Mankurtlaşan toplumlar

~ 26.04.2012, Merdan YANARDAĞ ~

İnsanların hayatlarında da toplumların ve ülkelerin tarihlerinde de öyle dönemler vardır ki, zamanın ritmi hızlanır, tarih başka türlü akmaya başlar. Yaşamın olağan bir seyir içinde aktığı günlerde belki bir yıla, on yıla, hatta yüz yıla sığabilecek olaylar, tarihin temposunun yükseldiği dönemlerde bir günde, bir yılda, on yılda gerçekleşir. Yüz yıl on yıla sığar, bir yıl ise bazen sadece bir güne…

Tarihin kırılma noktalarıdır o günler. Öyle her insanın hayatına denk gelmez. Deyim uygunsa “bin yılda bir” yaşanır. Üstelik sadece böyle bir dönemde yaşamak da yetmez. Değişimi, itirazı, ileriyi ve yeniyi temsil eden yanda olmanız da gereklidir.

Bazı kitaplar vardır, daha onları okumadan sadece isimleri bile insanı etkisi altına alır, hatta büyüler. Sayıları çok azdır. Sizi çeken bazen sadece isimleridir. Bazen de bir söyleyiş biçimi, çarpıcı bir betimleme, ruhunuza edebi bir dokunuş, hayata dair bir derinlik, bilincinizi kışkırtan felsefi bir gönderme...

Böyle kitaplardan biri Sovyet edebiyatının büyük isimlerinden Kırgız-Türk yazar Cengiz Aytmatov’un “Gün Uzar Yüzyıl Olur” isimli eseridir. Sözün güzelliğine, söyleyişe bakar mısınız; ‘Gün uzar yüzyıl olur’... Büyüleyici bir kitaptır.

İşte Aytmatov bu kitabında Orta Asya bozkırlarında kayıp bir tren istasyonunda küçük bir topluluğun bir günlük yaşamını içine adeta bütün bir çağı sığdırarak anlatır.
Türkiye’de 1968 ve 1970’li yıllar da böyle özel bir dönemdir. Zamanın ruhu da temposu da farklıdır. Bu nedenle o günlere dair anılar hiç bitmez, efsaneler tükenmez.
Günler uzamış yüzyıl olmuştur...

***
Aytmatov’un söz konusu kitabındaki yan öykülerden biri çok sarsıcıdır. Mankurt...

Kitaptaki bu bölüm insanın adeta kanını dondurur. Yüzlerce yıl önce Orta Aysa bozkırlarında yaşanan gerçek bir öyküdür kitapta anlatılan. Özetle şöyledir:
Göçebe ve savaşçı bir boy olan Yuan Yuanlar, Sarı Özek bozkırında yaşayan Naymanlar’dan tutsak aldıkları gençlere akıllara durgunluk veren bir işkence uygularlar. Açık alanda, bozkırın ortasında yere çakılan kazıklara elleri ve ayaklarından iple bağlayıp gerdikleri esirlerin kafalarına da yaş deve derisi sararlar.

Bozkırın ikliminde yaz günleri kavurucu bir sıcak vardır. Güneş altında kurumaya ve daralmaya başlayan kalın deve derisi esirlerin kafalarına sıktıkça tarifsiz acılar verir. Bu işkence günlerce sürer. Esirler sonuçta ya ölürler ya da sağ kalanlar bütün bilinçlerini ve belleklerini yitirirler.

Bu kişiler kendisini esir alan Yuan Yuan’dan başkasını tanımaz, sadece onun söylediklerini yapar ve emirlerine uyarlar. Onlar bir köle bile değildir. Bilinci, belleği, düşünme yeteneği alınmış ama bir insanın bütün yeteneklerine de sahip olan; efendisine kayıtsız şartsız itaat eden bir makina gibidirler. Onlar başkaldırmayı ve itaatsizliği hiç düşünmezler.

Aytmatov, Türkik Orta Asya halklarının böyle kişilere “Mankurt” adını verdiğini belirtiyor. Yazar, yaşanan duruma da “Mankurtlaşmak” diyor.

***
Cengiz Aytmatov’un anlattığı bu öykü, sosyolojik bakımdan da olağanüstü önem taşır. Çünkü sadece insanlar değil, toplumlar ve uluslar da Mankurtlaşabilir.
Aklı ve bilinci kuşatılarak teslim alınmış, tarihi unutturulmuş, efendisinin çıkarları için kendi değerlerine, sınıfına, halkına ve ülkesine ihanet etmiş herkesi ve her halkı ifade eden bir kavram olarak da kullanılabilir.

Burada ayırt edici olgu şudur; insan ya da bir halk, Mankurtlaştıktan sonra artık ona hükmetmek için kaba şiddet uygulamaya gerek kalmaz. Mankurt olan kişi ya da toplum emredileni sorgulamadan, tartışmadan ve isteyerek yapar.

Öyle ki, Aytmatov’un kitabında yer alan o yan öyküde Mankurtlaşan genç, kendisini arayan ve bulan annesini bile tanımaz. Onu reddeder. Ancak Nayman anne yılmaz, oğlunu yeniden kazanmak için aylar süren bir çabayla ona yaklaşmaya çalışır. Ancak durumu fark eden efendisi gelen kadının düşmanı olduğunu ve onu öldürmesini söyler.

Sonuçta Mankurt Nayman, annesini okla vurarak öldürür ve bunun için hiç acı duymaz.

***
Türkiye’de yaşayan insanların büyük bölümü de Mankurtlaştırılmış gibidir. Tıpkı Nayman genci gibi, yakınlarını, kurtarıcılarını, dostlarını vurmaktan kaçınmayacak durumdadır.

İnançları ve din istismarı üzerinden bilinci teslim alınan ve bir akıl tutulması yaşayan bu halk; kendisini sömürenleri, ezenleri, değerlerini ve kaynaklarını yağmalayanları, haklarını gasp edenleri ve emperyalistleri on yıllardır destekledi. Onlara hizmet etmeye ve iktidara getirmeye devam etti.

İşte bu düzen devam etsin diye dinsel bir rejim kuruyorlar. Bütün ülke Mankurtlaşsın istiyorlar.

(Yurt Gazetesi)

Merdan YANARDAĞ | Tüm Yazıları
Hits: 1765