Atatürk döneminde iktisat ve hukuk

~ 17.04.2012, Taha AKYOL ~

YILDIZ Teknik Üniversitesi’ndeki panelin konusu “Atatürk Döneminde İktisat ve Hukuk Zihniyeti”, konuşmacılar Prof. Ahmet Güner Sayar ve ben...
 

Prof. Ahmet Güner Sayar bu konuda en yetkili birkaç isimden biridir. Osmanlı İktisat Düşüncesinin Çağdaşlaşması adlı eseri, sahasında ‘tek’tir. Konuşmasında klasik Osmanlı insan tipinin, piyasa ekonomisinin gerektirdiği “rasyonel iktisadi birey” yani girişimci zihniyetine sahip olmadığını anlattı. Avrupa karşısında Osmanlı ekonomisinin bu yüzden çöktüğünü belirtti.
Tanzimat’ın ekonomik liberalizmi aynı sebepten olumsuz sonuçlar vermişti. Abdülhamit’ten itibaren “Müslüman girişimci” yetiştirme siyaseti izlenmiş, liberal ekonomi yerine “himayeci” politikalar önem kazanmıştı.
Cumhuriyet devletçiliği bu gelişimin sonucudur, cumhuriyetle iktisadi liberalizm tasfiye edilmiştir. 1930’ların devletçi ekonomisi başarılı olmuştur. Fakat devletçiliğin uzun süre devam ettirilmesi de “rekabetçi insan” tipinin yetişmesini engelleyebilirdi.
İktisadi gelişmede temel sorun “girişimci” sınıf sorunudur.

‘En şanlı Meclis’

Ben konuşmamda 1876 tarihli Osmanlı anayasasına liberal fikirlerin hâkim olduğunu belirttim: Temel gaye, devletin (sultanın) yetkilerini sınırlandırarak vatandaş hürriyetlerini genişletmektir. Bunun için kuvvetler ayrılığı ilkesi benimsenmiş, yargı bağımsızlığı ayrıntılı olarak düzenlenmişti. 89. maddede “olağanüstü mahkemeler kurulamaz” hükmü yer alıyordu.
Milli Mücadele elbette “kuvvetler birliği” ilkesini gerektirmiş, yasama, yürütme ve siyasi konularda yargı erki Meclis’te toplanmıştır.
Tarihimizdeki “en şanlı Meclis” olan 1. Meclis, demokratiktir, sağ ve sol her fikir ve bütün toplum kesimleri temsil edilmiştir, Meclis’te kuvvetli bir muhalefet vardır.
“İstiklal Mahkemeleri” de vardır fakat Meclis’in etkili denetimi altındadır.

Tek Parti dönemi

İnkılaplar dönemi anayasa hukuku bakımından ‘Tek Parti’ rejimidir. Meclis tek parti disiplini altındadır. Konuşmamda rakamlarla izah ettim, Meclis denetim işlevini de kaybetmiştir.
1921 ve 1924 anayasalarında “kuvvetler birliği” ilkesi benimsenmiştir.
Osmanlı anayasasındaki “olağanüstü mahkemeler kurulamaz” hükmü 1924 Anayasası’na alınmış, onun için İstiklal Mahkemeleri devam etmiştir; hem de artık Meclis’in hiçbir denetimi olmadan!
İtalya’dan Ceza Kanunu alınırken siyasi suçların cezaları son derece şiddetlendirilmiştir.
Özgürlükler alanında geriye gidilen daha otoriter bir dönemdir, fakat hukuk sistemimizde eksiksiz modernleşme sağlanmıştır: Başta Medeni Kanun olmak üzere temel kanunlar Batı’dan alınmıştır.
Rejimde erkler cumhurbaşkanı elinde toplanmıştır.

İki simgesel hukukçu

Meşrutiyet’in hukuki liberalizminin simgesi, anayasa profesörü Babanzade İsmail Hakkı Bey’in 1913’te basılan Hukuk-ı Esasiye adlı ders kitabıdır. Montesquieu’nün kuvvetler ayrılığını ve bireysel özgürlükleri savunur.
‘İnkılap’ döneminin simgesi ise anayasa profesörü Vasfi Raşid Sevig’in 1938’de basılan Türkiye Cumhuriyeti Esas Teşkilat Hukuku adlı ders kitabıdır. Rousseau’nun kuvvetler birliği ilkesini savunur, Türk inkılabının orijinal sisteminin “bütün erklerin Şef’te toplanması” olduğunu anlatır. (s. 227 )
Konuşmamda 1961 Anayasası’nda kuvvetler ayrılığının kabulü ile cumhuriyetin evriminin yeniden liberal felsefe yönünde bir sürece girdiğini, bunun 1980’lerden itibaren hızlandığını anlattım. İlginçtir, paralel şekilde ekonomide de piyasa ekonomisi benimsenmiştir.
Yüz elli yıllık modernleşme çizgimiz liberalizm, siyasi ve iktisadi devletçilik, tekrar liberalizm aşamalarından geçiyor.

(Hürriyet)

Taha AKYOL | Tüm Yazıları
Hits: 1187