12 Eylül davası bir kutlamadır, uzak durunuz!

~ 03.04.2012, Kemal OKUYAN ~

12 Eylül'le ilgili "trajikomik" yargılamanın NATO'nun kurulduğu 4 Nisan'da başlaması siyaset yaşamındaki yoğunluğun 365 güne sığmamasının ürünü bir rastlantı mı yoksa işin iyice suyu çıktı da dalga mı geçmekteler, bilemiyoruz. Her ne ise tam cuk oturmuş. Mahkeme heyeti günün anlam ve önemine ilişkin birkaç çift laf etmeli artık. Hatta "bugün burada çağdaş demokrasileri korumak için 4 Nisan 1949 tarihinde kurulan NATO'nun değerlerini hiçe sayarak demokrasiyi kesintiye uğratan darbecilerle hesaplaşmak için buradayız" denmeli ki her şey yerli yerine otursun.

Tabelaları kaldırıyorlarmış. 27 Mayıs'tan bu yana darbeye heveslenenlerin ismini kazıyacaklarmış. Kenan Evren'in adını bir eğitim kurumundan silmek için didinip duran, eylem örgütleyen, imza kampanyaları düzenleyen bizler sevinmeli, basın mensuplarını her karşısına aldığında "biz istedik bir, Allah verdi bin" demeyi adet edinen Bülent Arınç gibi şükretmeli miyiz acaba?

Kışlalardan, meydanlardan, caddelerden, okullardan Kenan Evren'in ismi çıkarılacak. Başka? El çabukluğuyla 12 Eylül ve 12 Mart'la özdeşleştirilen 27 Mayıs'ta darbecilerle saf tuttuğundan Cemal Gürsel'in adına bir meydan, okul olmayacak. Olmasın. Nihat Erim'e kadar uzatırlar mı acaba listeyi? Ama o asker değil, 12 Mart'ın faşist uygulamalarından sorumlu hükümetin başkanı olsa da sivil iradeyi temsil ediyor. Biliyorsunuz onlara dokunulmuyor.

Sabancı Karakolu'na dilekçe verip, Alparslan Türkeş ve Muhsin Yazıcıoğlu Bulvarları'ndan geçip, Turgut Özal Üniversitesi'nde paneller düzenleyerek 12 Eylül'le hesaplaşıyoruz! Bunlar yetmiyormuş gibi 12 Eylül darbecilerinin en iyi evlatlarının isimleri sağa sola kazınıyor. Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi, Abdullah Gül Üniversitesi…

12 Eylül iddianamesinin ruhuna bütünüyle uygun bir tablo. 12 Eylül darbesinin hükümete karşı yapıldığına insanları ikna etmeye çabalıyorlar. Devrimci hareketin yükselişi, faşist terör karşısındaki direnci, işçi sınıfının örgütlülüğündeki artış, grev ve gösteriler, bütün bunlar sivil iradeyi alaşağı etme amacıyla kurulan bir komplonun parçası. Dolayısıyla, 12 Eylül darbesinin devrim-karşıdevrim cepheleşmesinde karşısına aldığı Türkiye işçi sınıfı ve Türkiye solu aslında "darbeci"lerle aynı safta!

Abartmıyorum, iddianame bu mantıkla hazırlanmış.

Hiç ama hiçbir meşruiyeti yok!

Bu saçmalığın bir biçimde parçası haline gelmek, bunu düzeltmek için sürece müdahil olmak son derece yanlış.

"Kenan Evren'i sanık sandalyesinde gördük ya, bu da yeter" türünden duygular son derece anlaşılır, son derece insani ama kesinlikle siyasi değil. Faşistin düştüğü halleri pekala rakı mezesi yapabiliriz ama buradan "hiç değilse…" türü bir onay çıkartamayız.

Bu siyasi iktidar 12 Eylül'ü yargılayamaz, yargılamaz.

Bu iddianameyle 12 Eylül'den hesap sorulamaz.

Ama daha önemlisi…

Konu bu değil ki!

Şu anda sanık sandalyesinden çok iddia makamı önem taşıyor bu ülkede…

AKP'nin öncülüğünde yaratılmakta olan yeni Türkiye'nin kurucu imamları meşruiyet kaynaklarını genişletmeye çalışıyorlar. 12 Eylül, yaratanları ve varisleri şahsiyetsiz, riyakar bir topluluk olduğundan sahipsiz bırakılmış, değersizleştirilmiş, meşruiyeti kalmamış bir olgu. Yeni rejim, 12 Eylül'ün kendisine sunduğu imkanlarla hareket ederken, onun yıpranmış cesedinin üzerinden geçmekte bir sakınca görmüyor.

Ama asıl üzerine basarak, çiğneyerek yol aldıkları halkımızdır.

Bu uğursuz yolculukları mutlaka engellenmelidir.

12 Eylül davasına inandırıcılık, meşruiyet katacak hiçbir şey sol adına yapılmamalı, akılcı müdahalelerle bu davanın rayına oturtulabileceğine ilişkin hayaller bir kenara konmalıdır.

Türkiye solu vakur, tutarlı ve kendine saygılı olmalı, birilerinin elindeki pisliği, Kenan Evren'in kanlı üniformasına silerek abdest almaya kalkmasına prim vermemelidir.

12 Eylül yalnızca darbeci generaller, işkenceci polisler değil, büyük sermayedir, NATO karargahıdır, Turgut Özal'dır, sivil faşistlerdir.

Ve yarın bütün sandalyeler onlarındır.

Yarın İkinci Cumhuriyet'in kuruluş şenliklerinden uzak durulmalıdır.

(SolHaber)

Kemal OKUYAN | Tüm Yazıları
Hits: 1187