Beşir'den Beşşar'a Sıfır İstikrar

~ 21.03.2012, Mine KIRIKKANAT ~

George Clooney hayranları, geçen hafta Washingtondan gelen acı haberle yıkıldı: Ünlü aktör, ABDdeki Sudan Büyükelçiliğinin önünde birkaç aktivistle birlikte gösteri yapmakta ısrar edince, polis tarafından kelepçelenerek gözaltına alındı.

Dünya şaşırdı. Pragmatist Türkler daha da şaşırdı. Nasıl şaşırmasınlar? Adamda ne istersen var. Para gani, şöhret küresel, parmağını şıklatsa dünyanın en güzel kadınları kollarına atlamak için yarışır; ne isterdi daha, Sudan Büyükelçiliğinin önünde ne arıyordu?

George Clooney, dünya kamuoyunun dikkatini Sudanda yaşanan iç savaşta Ömer el Beşire bağlı askerlerin işlediği savaş suçlarına çekmek amacını güdüyordu.

Kimdir Ömer el Beşir?

1993’ten beri Sudan diktatörüdür. Ülkeyi sürüklediği açlık, yoksulluk ve iç savaşta, 300 bin kişinin canına mal olan soykırımyapmakla suçlanmaktadır. Hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından 2009 yılında çıkarılan bir tutuklama emri vardır. Mahkeme heyeti başkanı Luis Moreno Ocampo, Beşir tutuklanabildiği an, kendisini insanlığa karşı işlediği suçlar dışında, Sudan halkının kursağından çaldığı ve Lloyds Banking Groupta zulaya attığı 9 milyar doları zimmetine geçirmekle de itham edecektir.

İşe bakın ki Ömer El Beşir, 2008 yılında Türkiyede devlet töreniyle karşılanmış ve ülkemizi yöneten yumuk eller, o tarihte bile 108 ülkeye girişi yasak olan bu caninin kanlı ellerini sıkıp, iğrenç varlığını alayıvala ile ağırlamakta beis görmemişlerdir.

***

Diyelim ki 2008 yılında henüz UCM kararı ve karara NATO desteği yoktu. Ama El Beşir hakkında çıkartılan uluslararası tutuklama emrinin ardından, hazretin İstanbuldaki İslam ülkeleri konferansına katılması bekleniyordu ki, Başbakan Erdoğan, tam olarak 8 Kasım 2009da, sonuçta gerçekleşmeyen bu gelişi, Darfurda soykırım yok. Bir Müslüman soykırım yapamaz diye savundu.

Türkiye o gün bugündür Sudana ne sattı, hangi ihracatını arttırdı bilinmez

Ama bişileralıp verilmiş olmalı ki, Ömer el Beşir 2009 Şubat ayında Ankaraya gönderdiği yardımcısı Muhammed Taha aracılığıyla, Allahın Aslanıdiye nitelediği Başbakan Erdoğanı Davostaki çıkışında Hamasa verdiği destekten ötürü kutluyor ve BM Güvenlik Konseyinde diktatör Beşir hakkında alınacak olumsuz kararları engellemesini istiyordu.

UCMyi tanımayan, ancak NATO üyesi Türkiye, bugün itibarıyla El Beşiri yine dövlet töreniyle ağırlayabilir mi, Darfurda soykırım yapılmadığını savunabilir mi, bilmiyorum.

***

Ama Beşir diye diye, bir de Beşşar geliyor aklıma: Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad.

Başbakan Erdoğan, Sudan diktatörü Beşiri Darfurda soykırım yapılmadıdiye savunduğu günlerde, Suriye diktatörü Beşşar Esadla aile boyu bir dostluk kurmuştu. Hanımlar beyler kol kola fotoğraflar çektiriliyor, birlikte tatile bile çıkılıyordu.

17 Eylül 2009da Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye ile Suriye arasındaki vizelerin kaldırıldığını resmen açıklıyor ve her yıl toplanacak ortak bir bakanlar konseyi kurulduğunu muştularken, Suriye Dışişleri Bakanı Muallime: Türkiye sizin ikinci memleketinizdir. İstanbul sizin şehriniz…” diyordu.

Aradan iki yıl bile geçmedi. Suriye ile dostlukta geldiğimiz nokta, sıcak çatışmadan önceki hırlaşma.

***

Hakkında çıkarılan uluslararası tutuklama kararına ve NATOnun onayına rağmen Sudanlı Beşirin soykırım yapmadığını savunan Başbakan Erdoğan, Suriyeli Beşşarı halkını katletmekle suçluyor.

Demek Müslüman soykırım yapmaz, ama halk katliamı yapabilir, diye mi düşünüyor acaba?

Çünkü Beşşar Esad, henüz soykırımla suçlanmıyor. Hakkında tutuklama emri de yok. Türkiye de hep aynı NATOnun üyesi.

Öyleyse bu dostluklar, bu ihanetler neyin nesi, kimin kuklası Türkiye?

Eskiden tuvaletlere 00 yazılır, 100 numara, denirdi.

Sıfır sorun politikasında kim, ne zaman koydu öteki sıfırı bizimkinin yanına, ihanet doldurulan bu sifonu kim çekiyor bu dostlukların üstüne, a dostlar?

‘G’ NOKTASI

“Ve aşksız yobaz işi gücü

Namazla cennet takasında

Tam dört asırlık Müslümanlık

Cansız etiket markasında

Kuran, kalbi kör ezbercide

Din, üfürükçünün muskasında

NECİP FAZIL KISAKÜREK*

*Kısakürekin ölümünden bir yıl önce, 1982 yılında yazdığı bu dizeleri, Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaşın ANILARIM(Bilgi Yayınevi/2012) kitabından alıntıladım. Bu kitap, olağanüstü bir belge ve bilgi dizini. Örneğin Milli Mücadele başlangıcında, Derviş Vahdetinin Bizim kavgamız toprak için değil, toprak nemize lazım? Memleketi ister Rusya, ister başka millet alsın, yeter ki dinimize dokunulmasın…” diye yazdığını da aynı kitap sayesinde anımsadım. Bellek tazelemekte bire bir, size de okumanızı öneririm.

Terör, en kuvvetli siyasi silahtır. Benimle uğraşmak isteyenler, benden daha otoriter bir rejim kurmak zorundadırlar.

ADOLF HİTLER

(Cumhuriyet)

Mine KIRIKKANAT | Tüm Yazıları
Hits: 1896