Salla salla atıver

~ 18.03.2012, Çetin ALTAN ~

Hukuk fakültelerinden mezun olanların sayısı gitgide artıyormuş. Prof. Dr. Asaf Savaş Akat’ın, çok değişik bir gözlemiyle önerisine göre; Hukuk fakültelerinden en iyi dereceyle mezun olanlar, orta dereceyle mezun olanlar, en düşük dereceyle mezun olanlar saptanmalı ve “hukukçuluk”larını nerelerde değerlendirdiklerinin bir tablosu çıkartılmalı...
* * *
En iyi dereceyle mezun olanlar, büyük holdinglerde “hukuk danışmanı” olmayı yeğliyorlarmış genellikle; orta dereceyle mezun olanların çoğu da “avukat” olmayı, en düşük dereceyle mezun olanlar ise, “devletin yargı erki”ne kapılanmayı...
* * *
“Türk Ceza Kanunu” ile, “Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası”ndaki aynı maddelerin; bazı yargıçlar tarafından, neden birbirine taban tabana zıt olarak değerlendirilip yorumlandığı da, böylece daha iyi anlaşılıyor.
* * *
Yargı erkinin iddianameleriyle kararlarının da, sürekli tartışılmakta olması; zaten gösteriyor ortada “dandik” bir durum olduğunu.
* * *
Dandik durum, mandik durum...
2 gün sonra, geceyle gündüzün uzunluğu eşitleniyor; milyonlarca yıldan bu yana, yasalardan bağımsız olarak...
* * *
Avuçta sallayıp sallayıp atıvermek; neyi mi?
Tavla zarlarını, yahut sadece zarları “barbut”ta...
* * *
Siyasetçi demeçleriyle nutukları ve yargı kararları da, bazen akla “sallayıp sallayıp atıverme”yi getiriyor; tıpkı “tavla”da, yahut “barbut”ta olduğu gibi...
* * *
Kadının biri, kocasını “arsenik”le zehirlemekten suçlanıyormuş mahkemede; ama kocası ölmemiş.
* * *
Kadının avukatı:
-Efendim, diyormuş; elde hiçbir kanıt yok, üstelik hiçbir “arsenik” kalıntısı da bulunmadı kocada...
* * *
O sırada suçlanan kadın, oturduğu yerden bağırmaya başlamış:
-Ben tam tersine, kocamın vücudunda hala daha “arsenik” bulunduğuna eminim; o nedenle de, kendisine “otopsi” yapılmasını istiyorum...
* * *
Siyasetçilerle yorumculardan kimi, demokrasimizin gelişmekte olduğunu söylüyor; kimi de artık tümden öldüğünü...
Hangisine inanalım bilmem ki?
* * *
İyi ki bazıları, ölüp ölmediğini anlamak için, “otopsi” yapılmasını istemiyor.
* * *
Yargıç tanığa soruyordu:
-Peki siz bir şey gördünüz mü?
* * *
Tanık da:
-Evet sayın yargıç, diyordu; ben binaların dışını boyayan bir işçi, bir boyacıyım. Bir rastlantı olarak iskelenin üstünde, 1’inci katın penceresi önündeyken, tecavüzcü kapıyı omuzlayarak açtı, ben de pencereden gördüm olup biten her şeyi...
* * *
Yargıç soruyordu:
-Neyi gördünüz?
-Tecavüzcü, odaya girer girmez genç kızın üstüne atladı, onu yere yatırdı, entarisini yırtarak yukarı doğru kaldırdı...
-Ee sonra?
-Sonra da donunu aşağı doğru çekti...
-Ee sonra?
-Sonra da kızın üstüne kapandı...
-Ee sonra?
-Sonra ne olduğunu bilemiyorum, o sırada çenem kırıldı...
-Çeneniz mi kırıldı, nasıl kırıldı?
-Çünkü iskelenin üstünde tam 9 boyacıydık...
* * *
17 yıl, 20 yıl süren bazı siyasal cinayet davalarının sonunda, “zamanaşımı” kararı verilince; yorumcular, “hukuk”un ırzına geçilip geçilmediğini tartışmaya başlıyorlar.
* * *
Bazen de caddelerdeki protesto gösterilerinde, polisle çatışmalar çıkıyor ve çenesi kırılanlar oluyor.
* * *
Ama çenesi kırılanlardan hiçbiri:
-Çenem kırıldığı için, hukukun ırzına geçilip geçilmediğini tam göremedim, demiyor.
Demokrasimizin de, iyi tarafları var böyle...
* * *
Başı bağlı genç bir kız, camide vaaz dinlemeye gittikten sonra, eve dönünce babası:
-Vaaz iyi miydi, diye sormuş.
Kız da:
-Hocaefendi, demiş; günahlardan bahsetti...
-Neler söyledi?
-Daha çok, kendisinin bunlara karşı olduğunu...
* * *
10’uncu yüzyıl Japon şairlerinden Mibu No Tadamine’den, Rahşan Ecevit çevirisi bir şiirle bitirelim yazıyı:

Uzun düşünceleri
Bahar günlerinin
Unutulmayacaktır
Gün gelip gönüllere
Güz çökse bile
 

(Milliyet)

Çetin ALTAN | Tüm Yazıları
Hits: 1006