İşte pilot dava

~ 03.03.2012, Taha AKYOL ~

AİHM ile Türkiye arasındaki anlaşmaya göre, ‘pilot dava’ seçilen dosya, Ümmühan Kaplan’a ait ve 35 yıldır devam eden bir kadastro davası! Evet yanlış okumadınız, otuz beş yıldır devam eden bir dava!

Abdurrahim Karakoç’un şiirindeki gibi!
AİHM bu davada Türkiye’yi “yargılamanın uzaması sebebiyle insan haklarını ihlal”den mahkûm etmek üzere!
Davacı ölmüş, mirasçılara kalmış... Hazine ile şahıs arasında bir kadastro ya da tapu davası olduğu için, bir hazine temyiz etmiş, bir mirasçılar... Yargıtay’da bozulmuş, yeniden dava başlamış, otuz beş yıl dolmuş... Ve Ümmühan Kaplan “yargılamanın uzaması sebebiyle insan haklarının ihlal edildiği” gerekçesiyle AİHM’ye dava açmış: AİHM’deki Başvuru Numarası 24240/07.
Neye göre?
AİHM nelere bakarak yargılamanın “uzadığına” karar veriyor?  Üç kıstasa göre: Dava zaman alacak şekilde karmaşık mı? Davayı uzatan davacının kendisi mi? Davayı uzatan faktör adalet hizmetlerinin yetersizliği mi?
Mahkemelerin yükünün çok olması adalet hizmetlerinde devlet kusuru sayılıyor ve AİHM tazminata hükmediyor.
Otuz beş yıllık kadastro davası olur mu?!
“Kaplan davası” açık bir şekilde devletin adalet hizmetlerindeki ağır kusurunun örneğidir ve insan hakları ihlalidir.
Türkiye aleyhine “yargılamanın uzaması” sebebiyle AİHM’de açılan davaların Eylül 2012’de 3500’ü bulacağı tahmin ediliyor.
Başka ülkeler, mesela Almanya, Polonya, İtalya, AİHM’de aleyhlerine açılacak davaları önceden çözmek için “iç hukuk mekanizmaları” kurmuşlar: AİHM’ye gitmeden bir komisyon bu sorunları çözüyor.
Nasıl bir yol?
AİHM, 16 Temmuz 2009 tarihli kararında Türkiye’de böyle bir “iç hukuk yolu”nun bulunmadığına karar verdi. Benzer bir mekanizmanın kurulmasını ve “Kaplan versus Turkey” dosyasını Türkiye’de kurulacak komisyonun “pilot dava” olarak karara bağlamasını önerdi. Tabii Adalet Bakanlığı bunu kabul etti.
Eğer Ümmühan Kaplan da kabul ederse, şöyle bir yol izlenecek:
Adalet Bakanlığı, AİHM ile görüşerek Yargıtay ve Danıştay hâkimlerinden, akademik hukukçulardan, maliyecilerden oluşan bir komisyon kuracak. Komisyon AİHM içtihatlarını ve AİHM’nin verdiği tazminat miktarlarını emsal alarak karar verecek.  “Kaplan davası”nda Komisyon’un yapacağı uygulama hem usul hem esas bakımından AİHM’de uygun bulunursa, bu Komisyon AİHM tarafından “iç hukuk yolu” sayılacak. Oradaki 3 bin dosya Komisyon’a aktarılacak. Bundan sonra Komisyon’dan geçmeden AİHM’ye “yargılamanın uzaması” gerekçesiyle dava açılamayacak.
KKTC’deki “Mülkiyet Komisyonu” gibi...
Terörle Mücadele
Türkiye bu ‘komisyon’ formülünü daha önce denedi ve olumlu sonuç aldı. 5233 sayılı “Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması” hakkındaki kanun böyledir ve bu alanda AİHM’ye gidişleri hayli azaltmıştır.
‘Komisyon’ çözümünde vatandaş AİHM’de dava açmak, yıllarca takip etmek, harç ödemek gibi külfetten kurtuluyor. Devlet ise AİHM’deki davaların maliyetinden ve daha önemlisi itibar kaybından kurtuluyor. “Dostane çözüm” vatandaşın da, devletin de, yükü azalan AİHM’nin de lehine...
“Davaların aşırı uzaması” çağımızda bir insan hakları ihlalidir. Bu konuda komisyon çözümü başarılı olduğunda, Adalet Bakanlığı, uygulama alanını genişletmek için, başka konularda da yine komisyon yoluyla “dostane çözüm” mekanizmasının uygulanmasını AİHM’ye önerecek.
Öbür taraftan, Türkiye’de davaların hızlandırılmakta olduğunu da biliyoruz.
Dikkat ediyor musunuz, hukuk sistemimiz gittikçe evrenselleşiyor, uluslararası hukuka entegre oluyor.

 

(Hürriyet)

Taha AKYOL | Tüm Yazıları
Hits: 1401