TÜRKİYE 'DEN HABERLER 4

~ 01.03.2012, Av. Muazzez ÇÖRTELEK ~

1. HES cezalısı Leyla'ya 9 yıl hapis istemi / 19/02/2012 12:46
Tortum İlçe Jandarma Komutanlığı’nda er olarak vatani görevini yapan 22 yaşındaki Abdullah Teke, Cumhuriyet Başsavcılığı’na verdiği dilekçede, 5 Ağustos 2011 günü Leyla Yalçınkaya’nın attığı taşla yaralandığını, er Adil Aldemir ise aynı gün kendisine ’şerefsizler’ diye bağırarak hakaret ettiğini ileri sürdü.

Er Abdullah Teke, 12 Eylül 2011 günü Leyla Yalçınkaya’nın jandarma aracının yanından geçerken kendisine ‘ağır küfürler’ ettiğini iddia etti. Leyla Yalçınkaya ise hakkındaki suçlamaları kabul etmedi.

Ancak Tortum Cumhuriyet Başsavcılığı, Leyla Yalçınkaya hakkında Çocuk Mahkemesi sıfatıyla Tortum Sulh Ceza Mahkemesi’nde ’hakaret’, yine Çocuk mahkemesi sıfatıyla Tortum Asliye Ceza Mahkemesi’nde ’hakaret’, ’görevi yaptırmamak için direnme, kasten yaralama’ suçlarından dava açtı.

21 Şubat günü Tortum Adliyesi’nde başlayacak ilk duruşmayı, CHP İstanbul Milletvekili Melda Onur başkanlığındaki bir heyetin de izleyeceği belirtildi.

’KARGALAR BİLE İNANMAZ’

Leyla Yalçınkaya’nın savunması üstlenen avukat Ercüment Şenol, Bağbaşı’nda vatandaşların HES yüzünden güvenlik kuvvetleriyle karşı karşıya geldiğini anımsattı. Cumhuriyet savcılarının bir takım davalar açtığını anlatan Ercüment Şenol, çocuk mahkemesinde yargılanan bir kızın jandarma Abdullah Teke’yi dövdüğü, yaraladığı ve hakaret ettiğine ’kargaların bile inanmayacağını’ söyledi. Avukat Ercüment Şenol şöyle konuştu:

"Bay Teke iftira etmiştir. Aslı astarı yok. Adalete inanıyoruz. Leyla duruşmada beraat edecektir. Bay Teke’nin attığı iftiradan yüzü kızaracaktır. Devletin silahlı görevlisine bir kız çocuğu nasıl engel olur? Leyla HES mağdurudur. Güvenlik kuvvetlerinin aşırı güç kullanımına maruz kalmıştır. Geleceği karartılmak istenen insan konumundadır. İkinci kez, inşallah mahkemede mağdur olmayacaktır."

ÖDÜK VADİSİ’NDE NELER OLDU?
Tortum İlçesi’ne bağlı Bağbaşı, Serdarlı ve Pahlivanlı beldeleriyle Dikmen, Uzunkavak köylerinden geçen Ödük Çayı üzerine kurulması planlanan üç ayrı HES’e karşı çıkan köylü kadınlar, uzun süre iş makinalarının çalışmasına izin vermedi.

Ödük Vadisi’nde ’Canımızı verir, suyumuzu vermeyiz’ diyerek sık sık eylem yapan köylülerle güvenlik görevlileri arasında arbede yaşandı. Güvenlik görevlilerinin sert müdahaleleri karşısında bazı kadınlar ve çocuklar baygınlık geçirdi.

Vadide 3 milyon organik meyve ağacı bulunduğunu ve yörede organik tarım yapıldığını belirten yöre halkı, HES’lerle ayrıca bölgedeki çeşitli uygarlıklara ait izlerin silineceğini, zorunlu göç olacağını savundu. HES’lerle birlikte kırmızı benekli doğal alabalıkların sonunun geleceğini öne süren köylüler, yaptıkları eylemlerle HES’e direniş gösterdi.

Eylemlere katılan kadın ve erkeklerin bazılarına 250’şer lira para cezası vermesinin yanı sıra, o dönem 17 yaşında olan Leyla Yalçınkaya’ya da mahkeme tarafından, ’HES’in çalışma alanlarında bulunmama ve eylemlere katılanlara görüşmeme’ cezası verildi.
Geçtiğimiz günlerde HES eylemine katılan köylü kadınlarla Ankara’ya giden Leyla Yalçınkaya, CHP grup toplantısına katılıp destek istedi. Ödük Vadisi’ndeki HES çalışmaları da 2 yıllık bir aradan sonra geçen yılın son aylarında yeniden başladı. (dha)

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1079235&CategoryID=77


2. CHP'den MİT Yasası'na itiraz / 22.02.2012
CHP, Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un iptali için Anayasa Mahkemesine başvurdu.

CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan, bir grup CHP'li milletvekiliyle geldiği Anayasa Mahkemesi önünde gazetecilere açıklamada bulundu.

Tarhan, “MİT Yasasında 26. maddeyi değiştiren yasanın Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi yolunda hazırladıkları dilekçeyi” teslim edeceklerini söyledi.
“Hazırlanan yasanın, jet hızıyla 4 saatte sayın cumhurbaşkanı tarafından imzalandığını ve yasalaşma sürecine girdiğini biliyoruz” diyen Tarhan, “Bu yapılanlara karşı aslında bizim, bir filmi geri sarma mücadelesinin parçasıdır, Anayasa Mahkemesine başvurumuz. Hazırlanan yasa, anayasanın 2, 10, 6, 88, 127, 137 ve 138. maddelerine açıkça aykırılık teşkil etmektedir. Buna ilişkin dilekçemiz hazır. Anayasa Mahkemesine vereceğiz” ifadelerini kullandı.

http://www.haberturk.com/gundem/haber/718277-chpden-mit-yasasina-itiraz


3. Oda TV Davası'nda sağlık sorunları sebebiyle tahliye /22.02.2012

Ergenekon soruşturması kapsamında Oda TV'de gerçekleştirilen operasyonlarla ilgili davanın tutuklu sanıklarından gazeteci Doğan Yurdakul, sağlık nedenleriyle tahliye edildi.
Bir süredir kanser tedavisi gören Yurdakul, 7 Mart 2011 tarihinden bu yana tutuklu bulunuyordu.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Yurdakul'un tahliyesi sonrasında Twitter hesabından bir mesaj yayınladı. Kılıçdaroğlu, "Sağlık gerekçesiyle de olsa Doğan Yurdakul'un tahliyesinden büyük mutluluk duydum. Aynı duyarlılık diğer mahkumlar için de gösterilmeli. Haksız bir biçimde AKP'nin Özel Yetkili Mahkemelerince yıllardır tutuklu bulunan milletvekillerine, gazetecilere özgürlük diyorum" dedi.
http://www.haberturk.com/gundem/haber/718464-oda-tv-davasinda-tahliye


4. Terör örgütü var ama / 23.02.2012

Bugün "Dink suikasti kararı " nın gerekçelerini açıklayan mahkeme özetle bir terör örgütünün varlığını kabullendi ancak delil bulamadığı için bu gerekçeye dayalı bir mahkumiyet oluşturmadığını açıkladı.

Çok tartışılan "Dink kararını" neden aldığını açıklayan mahkeme "tahmin edilenden büyük bir örgüt var ama delil yok" dedi.
Mahkeme "örgütün varlığına" inanmasının nedenlerini şöyle açıkladı:
1 - "Cinayet için ortada tahmin edilenden daha büyük bir terör örgütü olmasaydı delillere daha kolay ulaşılacağı mantıksal olarak çıkarılabilecek bir sonuçtur"
2 - "Cinayeti planlayanlar, tetikçileri seçtikten sonra hiç bir zaman tetikçiler ile hukuki ve fiili irtibatlarını sağlayacak delil ortada bırakmamışlardır"

3- "Cinayeti, çocuk denilebilecek yaşta olan sanıkların bir örgüt olmadan düşünüp, planlayıp yapmaları akla uzak görünmektedir. Bu düşüncemiz olayın arkasında bir terör örgütü olduğu şüphesini güçlendirmektedir"
4-"Kuvvetle muhtemel cinayeti işleyen Samast ve azmettirci Hayal dahil bu kişilerin (örgüt) kim olduğunu bilmemektedir"


"ÖRGÜTE BERAAT ÇÜNKÜ.."
Mahkeme gerekçeli kararının diğer bölümlerinde de neden "Örgüt" suçundan hüküm kurmadığını açıklarken de şu görüşleri savundu ;
1- "Delil olmadan sadece bir kısım mantıksal yorumla terör örgütü suçundan mahkumiyet kurulması ceza hukukunda mümkün değildir"
2- "Eğer bir terör örgütü var ise doğası gereği günümüzde de bu örgüt faaliyetlerini sürdürmekte, en azından hücre yapılanması ile uyuma sürecine girmesi gerekli ve bu durumun somut olgu ve delillerle ortaya konulması gerekir"
3- "Akıl yürütme ve yorum yöntemleri yalnızca "şüphe" için yeterlidir. "Şüphe" sanıklar lehine yorumlanır. "şüphe" ile "mahkumiyet" hükmü kurulamaz"
4- "Örgütün (varlığıyla ilgili) delillerine ulaşılamadığından, şüphe nedeniyle beraat kararı verilmiştir"

http://gundem.milliyet.com.tr/teror-orgutu-var-ama-/gundem/gundemdetay/23.02.2012/1506797/default.htm
 
Ayrıca:  http://www.aksam.com.tr/gerekceli-karar-aciklandi--100476h.html

5. Türkiye'yi haksız buldu / Yayın tarihi 21.02.2012

AİHM, Başbakan Erdoğan hakkında yazdığı makaleler yüzünden para cezasına çarptırılan gazeteci-yazar Erbil Tuşalp'in şikâyetini haklı buldu. Türkiye Tuşalp'e 5 bin euro tazminat ödeyecek.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gazeteci-yazar Erbil Tuşalp'ın "ifade özgürlüğünün ihlal edildiği" şikâyetiyle açtığı davada Türkiye'yi haksız bularak maddi tazminat ödemesine karar verdi. 67 yaşındaki gazeteci, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan aleyhine 2005 ve 2006 yıllarında yazdığı iki makaleden dolayı Türkiye'de mahkûm olup maddi tazminat ödemesini gerekçe göstererek, 2008 yılında AİHM'e başvurmuştu.
AİHM bugünkü kararında, "Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ifade ve düşünce özgürlüğüyle ilgili 10. maddesini ihlal ettiğine" hükmetti. Strasbourg'daki hâkimler, makalelerin içeriğinin kamunun ilgi alanı dahilinde olduğuna ve kamusal tartışmalara katkıda bulunduğuna karar verdi. AİHM'nin kararında ayrıca, kabul edilebilir eleştiri sınırlarının siyasiler için sıradan bireylere oranla "daha geniş" olduğu vurgulandı ve "Başbakan bu nedenle daha hoşgörülü davranmak mecburiyetindeydi" denildi. Söz konusu makaleler nedeniyle Erdoğan'ın siyasi kariyeri veya meslekî ve şahsi yaşamının olumsuz etkilendiğine dair hiçbir bulgu olmadığını kaydeden mahkeme, öte yandan gazeteci-yazar Erbil Tuşalp'in ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine hükmetti.
Türkiye karara göre, Tuşalp'e 5 bin euro para cezası ödeyecek. Ankara'daki mahkeme, Tuşalp'i, Başbakan Erdoğan aleyhine yazdığı makalede kabul edilebilir eleştiri sınırlarını geçtiği gerekçesiyle 10 bin Türk Lirası tazminat ödemeye mahkum etmişti. Temyiz mahkemesi, Tuşalp'in daha sonra yaptığı itirazı reddetmişti.
© Deutsche Welle Türkçe
DPA/AA, AÜ/EC

http://www.dw.de/dw/article/0,,15757743,00html

6. Öneri Geri Çekilsin /24.02.2012

AKP hükümetinin “zorunlu eğitim 12 yıla çıkacak” kılıfıyla Meclis’in gündemine getirdiği tasarı toplumda kaygı yarattı. Eğitim Reformu Girişimi, ÇYDD, Sabancı Üniversitesi, BAGEM, AÇEV, Eğitim Gönüllüleri Vakfı, Tarih Vakfı temsilcilerinin de aralarında bulunduğu sivil örgütler eğitimdeki tüm kazanımların risk altında olduğunu vurguladı. Sivil örgütler tüm vekillere mektup göndererek uyarıda bulundu.



ÜLKENİN İHTİYACI BU DEĞİL

TÜSİAD, önerinin geriye gidişe yol açacağına dikkat çekerek “Türkiye’nin ihtiyacı olan eğitim reformu bu değildir” açıklamasını yaptı. Eğitim reformunda önceliğin; yaratıcılık, yenilikçilik, eleştirel düşünme, araştırma olması gerektiğine vurgu yapan TÜSİAD düzenlemeyi kız çocuklarının eğitime katılımı açısından da endişe verici buldu.

36 KADIN?ÖRGÜTÜ RAPOR HAZIRLADI:

Çocuk gelin sayısı artar

36 kadın sivil toplum örgütü, AKP hükümetinin kesintili eğitim önerisinin sakıncalarına dikkat çekmek için rapor hazırladı. Raporda örgütler, Türkiye’nin kanayan yarası haline gelen erken evliliklerde artış olacağına vurgu yapıp hükümetin, “Kız çocuklar ilkokuldan sonraki eğitimini 70 yaşındaki adamın yatağında mı yapacak” sorusunu yanıtlamasını istedi.

Aralarında Kadın Erkek Eşitliği Derneği, Kadın Adayları Destekleme Derneği, Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği, Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği’nin bulunduğu 36 kadın örgütü, AKP’li grup başkanvekilleri tarafından verilen kesinti eğitimle ilgili yasa önerisinin sakıncaları için rapor hazırladı. “4+4+4” formülünün eğitim/öğretim sistemini geriye götüreceğine, özellikle kız çocuklarının eğitim hakkı açısından sakıncalı olduğuna dikkat çeken örgütler, yasa önerisinin “erkek çocuklar gitsin çırak olsun, kızlar da açıköğretimde evde otursun” anlamına geldiğini vurguladı. Örgütler, çocuk gelişiminin önemli bir basamağı olan okulöncesi eğitimin kapsam dışı bırakılmasının ise kabul edilemez olduğuna dikkat çekti.

Bütün çocuklar risk altında

Aysel Çelikel:?Eğitim haklarına büyük darbe Toplantıya katılan ÇYDD Genel Başkanı Aysel Çelikel bu teklifin yasalaşmasının, eğitim haklarına, okullaşma oranlarına, kız çocuklarının okullaşmasına büyük bir darbe vuracağını söyledi.

Zorunlu eğitimi 12 yıla çıkardığı söylenen yasa teklifi, aslında zorunlu örgün eğitimi 4 yıla indiriyor. Bu teklif yasalaşırsa, birçok kız çocuği ilk 4 yıldan sonra okula gidemeyecek. Çocuklar 10 yaşında mesleklere yönlendirilecek, 8 yaşında dershaneye başlayabilecek, 10 yaşında SBS’ye girecek!

Eğitim Reformu Girişimi’nce (ERG), “İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” ile ilgili olarak dün bir basın toplantısı düzenlendi. Toplantıya ERG Direktörü Prof. Dr. Üstün Ergüder, ERG Koordinatörü Batuhan Aydagül, ÇYDD Genel Başkanı Prof. Dr. Aysel Çelikel, ERG Yürütme Kurulu üyeleri Sabancı Üniversitesi BAGEM Direktörü Neyyir Berktay, AÇEV Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ayla Göksel, Gürkaynak Yurttaşlık Enstitüsü Eşbaşkanı Prof. Dr. İpek Gürkaynak, Tohum Otizm Vakfı Kurucu Başkanı Mine Narin katıldı. Toplantıya Eğitim Gönüllüleri Vakfı ve Tarih Vakfı da destek verdi.

http://haber.gazetevatan.com/cocuklara-kiymayin/433024/1/Manset

7. Güler Sabancı, 4+4+4 olarak bilinen mecburi eğitimin 8 seneden 12 seneye çıkarılmasını öngören kanun teklifi ile tepkisini dile getirdi /24.02.2012
 
Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı, 4+4+4 olarak bilinen mecburi eğitimin 8 seneden 12 seneye çıkarılmasını öngören kanun teklifi ile ilgili olarak, "Burada kaygı; çocuk gelinlerin, çocuk işçilerin artmasıdır. Bunlar bir sorundur, kaygı ve tartışmaların sıhhatli olduğuna kanaat getiriyorum." dedi.

Güler Sabancı, 2011 faaliyetlerini değerlendirdiği basın toplantısında gazetecilerin gündeme dair sorularını da cevapladı. Kamuoyunda 4+4+4 olarak bilinen eğitim reformu ile ilgili görüşleri sorulan Sabancı, şunları ifade etti:

"Evet, eğitim reformu bugünlerde tartışılıyor. Demokrasi de bu zaten. Burada bir yasa var. Şu an alt komisyonlarda tartışılıyor. Tepkiler ve kaygılar söz konusu. Bakın, 4+4+4 ele alanıyor, orada 4 senelik bir kesinti olacak; çocuk gelin ve çocuk işçileri artıracak diye bir kaygı var. Bunlar bir sorunumuz, bu kaygı ve bu tartışmaların sıhhatli olduğuna kanaat getiriyorum. Bunun dikkate alınacağını umuyorum. Bunlar alt komisyonlarda görüşülüyor. Tabii okullaşma oranının artışı ile ilköğretim tarafında sorun halledilmiş gibi görünüyor Türkiye, burada yüzde 94 oranında okullaşmış. Sorun orta öğretimde. İlerleme kat edilmesi gereken yer orta öğretim. Dolayısıyla burada değişikliği erken buluyorum. Ama bütün bu tarıtışmaların sıhhatli bir yere bağlanacağını umut ediyorum."

"Suriye sorunu için yorumlarınız nedir?" sorusuna ise Sabancı, "Dünya burada, artık dayanma noktasını aştı. Gelinen aşamada dünya Birleşmiş Milletler'de alınacak kararlara bakıyor; ben de oraya bakıyorum. Türkiye'nin bu proesesi dünya ile birlikte, bu şekilde yönetiliyor olmasından memnun oluyorum." karşılığını verdi.

Sabancı, hukuk reformu ile ilgili olarak da "Bunu hep dillendirdik. Daha süratli, daha etkin, güvenilir bir hukuk sistemi talep ediyoruz. Bunu hepimiz için istiyoruz. Umuyoruz bunlar önce yeni Anayasa devamında bu minvalde önemli adımlar atılır." ifadelerini kullandı.

http://haber.gazetevatan.com/Haber/433025/1/Gundem


8. Kentsel dönüşüm yasası alt kurulda onaylandı /24.02.2012
Hükümet, İstanbul Boğazı’nın “geri görünüm ve etkilenme alanı” olarak tanımlanan sahile 9 kilometreye kadar olan bölümlerini, kentsel dönüşüme açan düzenleme yaptı.
Böylece bu alanlardaki araziler kentsel dönüşüm kapsamında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı,TOKİ ve belediyelere devredilebilecek. Kamuoyunda “kentsel dönüşüm” olarak bilinen Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı,TBMM Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu’nda, değiştirilerek kabul edildi. Tasarı askeri yasak bölgeler, güvenlik bölgeleri ile askerin atıl durumdaki gayrimenkullerinin belli şartlar altında TOKİ ve belediyelere devrine de olanak sağlıyor.

Boğaziçi son dakikada

Tasarıdason dakika önergesiyle Boğaziçi Kanunu’na atıf yapılarak, Boğaziçi de kentsel dönüşüm kapsamına alındı. Önergede, “9. maddenin 2. fıkrasında (ı) bendinden sonra gelmek üzere (i) bendi olarak; ‘Geri görünüm ve etkilenme bölgeleri bakımında 18.11.1983 tarihli ve 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu’nun’ ibaresinin eklenmesi” ifadesi yer aldı. Değişikliğin gerekçesi ise “boğaziçi kanunu kapsamında kalan geri görünüm ve etkilenme bölgelerinde kalan alanlarda da kanunun uygulanabilmesi amacıyla bu değişiklik yapılmıştır” şeklinde açıklandı.

KomisyonunCHP ’li Üyesi İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan, “Deniz manzaralı gökdelenleri dikip geri bölgelerde rant yaratacaklar. Yüksek fiyatlarla lüks inşaat peşindeler. İstanbul’un her yeri bitti kusur sadece Boğaziçi’nde mi kaldı da bu değişikliği yaptılar? İstanbul’un silüetini bozacak girişimler kentsel dönüşüm olmaz”
dedi

‘Rant yasası değil’

Milletvekillerinin eleştirilerini yanıtlayan Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar “tasarının aceleyle çıkarılmaya çalışıldığı” yönündeki eleştiriler üzerine, “Biz bu yasayı çıkarmalıyız. Buna ’rant yasası’ diyemeyiz. Mecburi bir yasadır, bunu çıkarmalıyız. Vatandaşın canını korumalıyız” dedi.

http://www.emlakdream.com/kentsel-donusum-yasasi-genel-kurulda/2537


9. Biz AB ülkesi değiliz / AA 24.02.2012 13:54

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, AB'nin ambargosuna karşılık İran'ın İngiltere ve Fransa'ya petrol akışını durdurmasıyla ilgili olarak, “Türkiye için BM kararının hukuken bağlayıcı olduğunu söylemeliyim. Onun haricinde biz bir AB üyesi ülke değiliz. O yüzden AB'de alınan kararların hukuken Türkiye açısından bir bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Türkiye aynı şekilde ABD içinde alınan kararlar için de aynı cümleleri söyleyebilir” dedi.



Yıldız, “AB'nin ambargosuna karşılık İran'ın İngiltere ve Fransa'ya petrol akışını durdurması”na ilişkin bir soru üzerine şunları kaydetti:

“Türkiye için BM kararının hukuken bağlayıcı olduğunu söylemeliyim. Onun haricinde biz bir AB üyesi ülke değiliz. O yüzden AB'de alınan kararların hukuken Türkiye açısından bir bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Türkiye aynı şekilde ABD içinde alınan kararlar için de aynı cümleleri söyleyebilir. Biz öncelikle vatandaşlarımızın hemen hemen 25 milyar dolardan daha fazla petrol ve ürünleriyle beraber, ulaşım alanında kullanılan, bunun özellikle altını çiziyorum, petrol ve ürünlerinin elektrik üretiminde direkt bir katkısı yoktur. Biz buna ulaşım sektörü açısından baktığımızda 16 milyon adet aracın ihtiyacının karşılanabilmesi açısından Tüpraş'ın temel ham maddesi olan ham petrolün alındığı ülkelerden bir tanesidir.”

Türkiye'nin doğalgaz tedarikini 5 ayrı ülkeden, ham petrol tedarikini de 11 ayrı ülkeden tamamladığını belirten Yıldız, şöyle devam etti:

“Zaman zaman bu rakamlar inip çıkabiliyor. O yüzden İran'dan aldığımız ham petrol, Türkiye'nin ihtiyacının yaklaşık yüzde 40'lar 45'ler, zaman zaman yüzde 50'ler civarında bir tedarik noktası. Biz bu konuda gelişmeleri dikkatle izlediğimizi, tabii ki 11 ayrı ülkeden alımımızla beraber herhangi bir sıkıntı yaşanmayacağını, ama bu tür cümlelerin edilmiş olmasının dahi İngiltere ve Fransa'nın az miktarda aldığı ham petrolün kısılmış olmasının bile şu an ham petrol fiyatlarına olan etkisini hep beraber görüyoruz.”

“Bunu Türkiye hak etmiyor”

Taner Yıldız, ham petrolün varil fiyatının, son yılların en pik yaptığı noktaya, 124 dolarlar seviyesine çıktığına dikkati çekerek, şöyle konuştu:

“Bunun sıkıntısını kim çekiyor? Şu anda biz çekiyoruz. Bu fiyat artışı bizimle hiç alakası olmamasına rağmen, bu tür siyasi istikrarsızlıkların bölgemizde ve dünyada getirdiği sıkıntının ceremesini ben bütün bu ham petrol fiyatlarının artışıyla beraber Türkiye'de hissediyorum. Bunu Türkiye hak etmiyor. Dünyanın ve bölgenin oluşturduğu siyasi istikrarsızlıkların Türkiye'ye yük olduğunu özellikle söylemeliyim. 108 dolarlardan konuşurken ham petrolün fiyatını şu anda 124 dolardan gerçekleşiyor olmasının, her 10 dolarda Türkiye'ye yükü 4 milyar dolar civarındadır toplamı. Bu az bir rakam değil...”

“Dünyanın bu manada bize yük olmaması lazımdır”

Türkiye'nin, ham petrolü yüzde 90-92'ler civarında dışarıdan ithal eden bir ülke olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:

“O yüzden Türkiye'nin ikili anlaşmalarla yaptığı kazanımların, kendisinden kaynaklanmayan, uluslararası konjonktürden dolayı bu tür rakamların berhava edilmiş olmasını, ben bundan son derece rahatsız olduğumu belirtmek isterim.

Biz cari açığı azaltmayla alakalı bir kısım çabalar, gayretler içine giriyorken ve ham petrolün fiyatının, enerji kalemlerinin, ulaştırma kalemlerinin, girdilerini azaltmaya çalışıyorken, arzda ve tüketimde herhangi bir değişiklik olmamasına rağmen, rakamların spekülatif manada çıkmış olması, Türkiye için istemediğimiz, temenni etmediğimiz bir noktadır. 'Dünyanın bu manada bize yük olmaması lazımdır' diye düşünüyorum” dedi.

http://haber.gazetevatan.com/biz-ab-ulkesi-degiliz/432985/1/Gundem

10. Korkunç iddiaya Adalet Bakanlığı'ndan açıklama / 26.02.2012
TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Cezaevi Heyeti, ‘taş atan çocuklara’, ‘tecavüz’ iddialarıyla gündeme gelen Adana Pozantı Kapalı Cezaevi’nde iki yıl önceki incelemesinde, ortak alanlarda kamera olmadığını tespit etmiş ve ‘koğuşlar bakımsız, yataklar aşırı kirli. Bazı yataklarda çarşaf ve nevresim yok” demişti

Adalet Bakanlığı, Pozantı Çocuk Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda kapasite fazlalığı nedeniyle "bir yatakta iki üç kişinin yatırıldığı" iddiasını yalanladı. Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, Pozantı Çocuk Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na ilişkin ulusal basında son günlerde çıkan haberler yalanlandı.
Pozantı Cezaevi’nin 282 kapasiteli olup, kurumda halen 201 çocuk hükümlü ve tutuklunun barındırıldığının belirtildiği açıklamada, kurumun doluluk oranının yüzde 71.2 olduğu ve dolayısıyla kurumda kapasite fazlalığı olduğu hususu ve ‘bir yatakta iki üç kişinin yatırıldığı’ iddiasının doğru olmadığı savunuldu.
Pozantı Ceza İnfaz Kurumu’nda bulunan çocuk hükümlü ve tutukluların, yaş ve fiziki gelişim durumlarına göre 32 ayrı odada barınmalarının sağlandığının belirtildiği açıklamada, çocukların kasıtlı olarak birer ikişer koğuşlara dağıtıldığına yönelik iddiaların da gerçeği yansıtmadığı belirtildi.


İDDİALAR YENİ DEĞİL
Açıklamada, Pozantı Çocuk Kapalı Ceza İnfaz Kurumu ile ilgili olarak, son günlerde basına yansıyan iddiaların yeni olmadığı, söz konusu iddiaların İnsan Hakları Derneği Mersin Şubesi tarafından 12 Temmuz 2011 tarihinde, Adana Cumhuriyet Başsavcılığına iletildiği belirtilerek, "İlgili başvurunun ekinde sunulan ve çocukların el yazılarıyla yazdıkları dilekçelerin sadece birinde, ‘taciz iddiasını duydum’ ifadesi yer almaktadır. Bu konu kapsamında, Pozantı Cumhuriyet Başsavcılığı’nın açmış olduğu adli soruşturma, halen devam etmektedir" denildi.
12 Temmuz 2011’de gündeme taşınan iddiaların dışında, yeni bir iddianın söz konusu olmadığının belirtildiği açıklamada, "Bu iddiaların yeniden gündeme gelmesi üzerine, Pozantı Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen adli soruşturmanın yanı sıra, olayların yerinde araştırılması için cezaevine Bakanlığımızca bir denetim elemanı da (cezaevi müfettişi) gönderilmiştir.
Bakanlığımız, yeniden gündeme getirilen bu iddiaların araştırılması ve gerçeğin ortaya çıkması için ilgili sivil toplum kuruluşlarıyla irtibata geçmiştir. Gündeme getirilen tüm iddialar titizlikle araştırılmakta ve konunun üzerine ciddiyetle gidilmektedir" ifadelerine yer verdi. (ANKA)
http://gundem.milliyet.com.tr/korkunc-iddiaya-adalet  aciklama/gundem/gundemdetay/26.02.2012/1508037/default.htm


11. Adana'da gözyaşları dinmiyor / 26.02.2012

Adana'nın Kozan ilçesindeki Gökdere Köprü Barajı'nın tünel kapağının patlaması sonucu suya kapılan işçilerden cesetleri bulunan Cumali Değirmenci ve Eyüp Altıntaş, gözyaşları arasında son yolculuklarına uğurlandı. 7 yıllık evli olan Cumali Değirmenci'nin, 4 yıl boyunca çocuğu olmadığı, 3 yıl önce oğlu dünyaya gelince İstanbul'daki işini bırakıp Kozan'da çalışmaya başladığı belirtildi. Suya kapılıp kaybolan 8 işçinin bulunması için ise bölgede çalışmalar sürüyor.

Baraj faciası kurbanı Cumali Değirmenci (28) ve Eyüp Altıntaş (27) için Kozan Şehir Mezarlığı'nda düzenlenen törene Adana Valisi Hüseyin Avni Coş, AK Parti Adana Milletvekili Mehmet Şükrü Erdinç'in de aralarında bulunduğu çok sayıda kişi katıldı. Eyüp Altuntaş ile Cumali Değirmenci'nin kardeşleri ile Adana Valisi Hüseyin Avni Coş yan yana saf tuttu. Cenaze namazlarını kıldıran İl Müftüsü Ahmet Gökce,afetler ve bu tür olaylarda hayatını kaybedenlerin şehit sayılacağını, ailelerin sakin olarak çalışmaların bitmesini beklemelerini söyledi. Bir çocuk babası Cumali Değirmenci'nin eşi Rüveyda Değirmenci, kayınvalidesi Zeliha Değirmenci'nin omuzlarına başını yaslayarak teselli bulmaya çalıştı.

"BABAM BANA OLTA ALACAK"
7 yıllık evli oldukları belirtilen Değirmenci çiftinin 4 yıl boyunca çocuklarının olmadığı, 3 yıl önce Semih adlı oğullarının dünyaya geldiği öğrenildi. Yakınları yaklaşık 8 yıldır İstanbul'da baraj şantiyelerinde çalışan Değirmenci'nin oğlu dünyaya gelince evinden uzakta kalmak istemediği için işinden ayrıldığını ve Kozan'da önce Menge Barajı'nda, ardından da Gökdere Köprü Barajı'nda çalışmaya başladığını anlattı. Değirmenci'nin, akrabalarından aldığı borçla bir ev aldığı ve kalan bir miktar borcunu da geçtiğimiz ay ödeyince "Rahata kavuştum" dediğini belirten yakınları, "Oğlu Semih'in olanlardan haberi yok. Evde oyun oynuyor. Babası işe gitmeden önce ona olta alacağını ve birlikte balığa gideceklerini söylemiş. Durmadan babasını ve getireceği oltayı soruyor. Biz ona ne cevap vereceğiz" diye gözyaşı döktüler.

"ÇATLAKLARIN FOTOĞRAFLARI BİLE VAR, KUM TORBASIYLA KAPATILARAK ÇALIŞILIR MI?"
Eyüp Altıntaş'ın kardeşi Yüksel Altuntaş ise, patlamada kusur olduğunu öne sürerek Adana Valisi Hüseyin Avni Coş'a sorumluların cezalandırılmalarını istedi. Ağabeyinin daha önce barajdaki çatlaklardan bahsettiğini belirten Altuntaş, "Sayın valim ağabeyim şimdi rahmetli oldu. Çatlakların fotoğrafları bile var, hepsi ortada. Kum torbasıyla kapatılarak çalışılır mı? Daha gencecikti. Bizim herşeyimizdi. Niye dikkat edilmiyor? Oradaki çalışanların da bilgisi var, onlarla da görüşülsün. Başkasının başına gelmesin" dedi. Vali Coş ise ''Savcılar el koydu, gereği yapılacak. Madem böyle bir bilgi vardı, niye daha önce bize söylemediniz? Tedbir alır, müdahale ederdik'' yanıtını verdi.

VALİ COŞ: "SIZINTI İDDİALARI ÖNCEDEN BİLDİRİLSEYDİ GEREĞİ YAPILIRDI"

Vali Coş, cenaze sonrası yaptığı açıklamada, kaybolan 8 işçinin bulunmasına yönelik çalışmaların devam ettiğini söyledi. Coş, ''Bu kayıp arkadaşlarımızın bir kısmının vefat etmiş olduğu, cenazesinin de bu çamur içinde bulunabileceği varsayımından hareketle sualtı ekiplerimizi de göreve başlattık. Bunlar su içinde çalışma yapıyorlar. Mevcut ekiplerimize ilave olarak, 27 kişilik 6 ekip 3 botla su altı ve üstünde çalışmalara devam ediyor. Ayrıca, 103 afet acil, arama kurtarma teknisyeni de çalışmalara karadan destek veriyor. Jandarmamız da nehrin 2 yatağında gerekli bölgelerde karadan hem arama çalışmalarına katılıyor, hem de güvenliği sağlıyor. Ayrıca bir helikopter de arama kurtarma faaliyetlerine destek veriyor. Havadan, karadan, sualtı ve su yüzeyinden olmak üzere 4 yönlü araştırmalara devam ediyoruz. Kayıp vatandaşlarımızı bir an önce bulabilmek, ailelerinin beklentilerine son vermek için elimizdeki bütün imkanlarla çalışıyoruz" dedi. Coş, tünel kapağının su sızdırdığı yönünde yapılan açıklamalarla ilgili de ''Bu konuda bize neden bildirmedin diye az önce arkadaşımıza da söyledim. Bu konuda bize, cumhuriyet savcılığına, DSİ'ye intikal eden herhangi bir bilgi yok. Olsa zaten gereği yapılırdı. Her ne iddia varsa, kimin ne bilgisi varsa, bunları cumhuriyet başsavcılığına intikal ettirirse muhakkak değerlendirilecek ve adalet tecelli edecektir. Herkesin sabırlı olmasını, Türk adaletine güvenmesini tavsiye ediyorum'' dedi.

Soruşturmanın devam ettiğini vurgulayan Coş, ilerleyen süreçte başkaca sorumluluğu olduğu tespit edilen kişiler olursa adli makamların gereğini yapacağını belirtti.
http://www.haberturk.com/yasam/haber/719480-adanada-gozyaslari-dinmiyor


12. 4+4+4'e yeni düzenleme
Ak Parti 4+4+4 kesintili zorunlu eğitim teklifinde revizyon yapıyor. Öğrencilere zorunlu eğitimi açık öğretim yolu ile tamamlama şansı ilköğretimin 2’nci kademesinden sonra verilecek.


4+4+4 İÇİN SENDİKALAR VE EĞİTİMCİLER DİNLENECEK
Zorunlu eğitimi kademelendirilerek 12 yıla çıkaran ve 8 yıllık kesintisiz eğitime son veren yasa teklifi için kurulan alt komisyon sendikalar ve eğitimcileri dinleyecek. Alt komisyona görüşlerini iletecek kurumlar arasında Çağdaş Eğitim Vakfı ve İmam Hatip Liseleri Mezunları Mensupları Derneği de var.
Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu bünyesinde AKP Grup Başkanvekillerinin ortak imzasıyla getirilen bazı eğitim kanunlarında değişiklik öngören yasa teklifinin alt komisyon görüşmeleri yarın sabah başlayacak. Alt komisyon ilk olarak eğitim sendikaları Eğitim İş, Eğitim-Sen, Eğitim Bir Sen ve Türk Eğitim Sendikalarının görüşlerini dinleyecek.
Verilen aradan sonra alt komisyona Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi ve ODTÜ Eğitim Fakültesi dekanları bilgi verecek. Komisyon bu bölümde ayrıca Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK), Eğitim Reformu Girişimi (ERG), Türk Eğitim Vakfı ile İlim Yayma Cemiyetini dinleyecek.
Alt komisyonun üçüncü bölümünde ise dinlenecek kurumlar sırasıyla şöyle olacak:
“Çağdaş Eğitim Vakfı, Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı, İmam Hatip Liseleri Mezunları Mensupları Derneği (ÖNDER), Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV), Ensar Vakfı.
Alt komisyon ayrıca Atatürkçü Düşünce Derneği, Cumhuriyet Kadınları Derneği, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, KADER, Üniversiteli Kadınlar Derneği, Kadın Araştırmaları Derneği, TUSKON, MÜSİAD, TÜMSİAD, ASKON, Ulusal Sivli Toplum Kuruluşları Birliği ve AÇEV’den de yazılı bilgi istedi.
Davet edilenlere görüşlerini anlatması için 20 dakika süre verilecek. Alt komisyonun en az 10 saat sürmesi bekleniyor. (ANKA)
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/20012725.asp

13. CHP kurultayında muhaliflere ret /27.02.2012


Muhaliflerin isteğiyle toplanan CHP'nin ikinci kurultayında talepler reddedildi. Kılıçdaroğlu, 362 muhalifin CHP'liliğine vurgu yaparken İsa Gök, iki kurultayın şık olmadığını söyledi. CHP’de dün gerçekleştirilen 16’ncı Olağanüstü Kurultayın ardından bugün 362 delegenin çağrısıyla Ahmet Taner Kışlalı Spor Salonu’nda 17’nci Olağanüstü Kurultay yapdı.

DEMOKRASİ KOLAY KAZANILAN BİRŞEY DEĞİL

Demokrasinin kolay kazanılmadığını belirten CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu şunları anlattı:

"Demokrasi ve özgürlüğü kendi ülkelerine getirmek isteyenler, kendi ülkelerinde ağır bedeller ödemişlerdir. Bizler de demokrasi ve özgürlük için her türlü bedeli önce genel başkan olarak ben ödemeye hazırım. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Onların özel yetkili mahkemeleri, onların savcıları, onların güvenlik görevlileri, onların kaymakamları valileri bizi sindiremez, yıldıramaz. Biz inançla yola çıkmışız. Bizim inancımızda kin yoktur. Kini söyleyenlerin bu ülkede başbakanlık yapması en büyük şansızlıktır." ;

Demokrasinin ağır bedeller ödemeyi gerektirdiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, sözlerini Nazım Hikmet’in ’Ben yanmazsam, sen yanmasan, biz yanmazsak nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa.’ dizeleriyle tamamladı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun partisinin 17’nci Olağanüstü Kurultayı’nda yaklaşık 10 dakikalık konuşmasının ardından, olağanüstü kurultay çağrısı yapan delegeler adına CHP Mersin Milletvekili İsa Gök kürsüye çıktı. Salonda bulunanların ’yuh’ çekmesi üzerine Divan Başkanı Adnan Keskin, partilileri, "O arkadaşımız da CHP’lidir. Onun da hak ve özgürlüklerine sahip çıkmak her CHP’nin görevidir" diyerek uyardı. ;

Konuşmasına başlayan Gök, ;Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkiye’nin devrimcisi, CHP’nin, Cumhuriyetin kurucusu olduğunu, ona saygıda en ufak bir kusuru dahil kabul edemeyeceğini söyledi. Mustafa Kemal Atatürk’ten konuşmalarda sürekli, sadece ilk adıyla ’Mustafa Kemal’ diye bahsedildiğine dikkat çeken Gök, "Ben Sayın Genel Başkanıma Kemal, eski genel başkanlara Altan, Deniz dersem saygısızlık olur. Genel Başkanımızdan ricam Mustafa Kemal Atatürk denilmesi" dedi.

Gök 362 delegenin, demokratik tüzüğe kavuşmak için tüzük kurultayı imzası verdiğini anımsatarak, "Bu imzalar verilince ilanlar başladı, şu salon, bu salonda, şu gündemde dört beş ayrı ilan. Parti tarihimizde bir kurultay ilanını becerememe ilk kez yaşandı. Sonuçta başarılı oldu, şükür" diye konuştu.

TÜZÜĞÜ HATIRLATTIM

Gök, dünkü kurultaya hiç kimsenin huzuru bozmaya gitmediğini belirterek Siyasi Partiler Kanunu, Medeni Kanun’u, tüzüğü hatırlattığını söyledi. CHP’nin hukuki hata yaşamaması için uyarı önergesi verdiğini kaydeden Gök, kanuna göre tüzük kurultayı ve fesih kararının, delegelerin üçte ikisinin hazirunda imzasıyla olduğunu, tüzüğün değişecek her maddesinde, delege sayısının üçte ikisinin kabul oyu gerektiğini belirtti. Gök, tüzüğün yarıdan bir fazla oyla değiştirilemeyeceğini, bu sayının 840 olması gerektiğini savundu. İsa Gök, aksi halde 626’yı bulan herkesin tüzük değiştirebileceğini belirterek, şunları söyledi:

"Ben partinin neferiyim, hastaneye düşme pahasına verilen her görevi yaptım. Tüzük değişikliği önemliyken bunu kavgaya, gürültüye getirmemek, kanunları sağlamak zorunluğu vardır. Aksi halde partiyi hukuk karmaşasına itersiniz. Talebim hukuku dolanmayalım, ’ben yaptım oldu’ demeyelim. Önergemi dakikalarca vermeyi başaramadım. Saldırı başladı. Ben asla Sayın Genel Başkanımız konuşma yaparken konuşmasını kesmek üzere bir şey demedim. Yapılan saldırıyı göstermeye çalıştım, ceketim yırtılıyor, dosyam, evraklar parçalanıyor. Ben ’saldırıya bakın’ diyorum ama bakılmadı. Arkadaşlarımdan destek de göremedim, linç girişimi var."

SAĞ PARTİ ELEŞTİRİSİ

Olağanüstü kurultay toplanması için imza veren 362 delegeyi, kurultayın toplanmasını sağladıkları için tebrik eden Gök, dün tüzükte yapılan değişikliklerde de onların girişimlerinin etkili olduğunu söyledi.

CHP’yi ’sağa kaymakla’ eleştiren Gök, "Bizim tabanımız soldur, devrimcidir. CHP geçmişini hatırlamak zorundadır. Kuvayı Milliyeyi, Halk Fırkası’nı hatırlamak zorundadır. Yeni bir yol çizilmesinden bahsediliyor. Bu yol mutlaka CHP’nin DNA’sına uygun olmalıdır. Bunun aksi CHP’yi sağcılaştırır. Sağın alternatifi sağ olamaz" dedi.

Kılıçdaroğlu, salondan ayrılmayarak konuşmasını sonuna kadar dinlediği İsa Gök’ü alkışladı.

KILIÇDAROĞLU’NUN KAPANIŞ KONUŞMASI

Kılıçdaroğlu, partisinin 17’ncui Olağanüstü Kurultayı’nda yaptığı kapanış konuşmasında sunları söyledi:

"Elbette ki eleştiriler olacaktır. Saygı ölçüsü içinde bütün eleştiriler benim başımın üstündedir. Herkese saygı duyacağım, herkesi seviyorum, herkese inanıyorum ama bir şey var. Biz bir örgütüz. Kökleri tarihin derinliklerinde olan bir çınarız biz. O çınarın görkemli dalları var, o çınarın tomurcukları var. Gençler o çınarın tomurcukları. Dalları, gövdeleri genel başkanlar, kurultay delegelerimiz, milletvekillerimizdir. Kadın Kolları, Gençlik Kolları başkanlarımızdır. Biz bir ulu çınarız. O çınarın dalları, kökleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün coğrafyasında vardır. Hiç kimseyi ötekileştirmeden herkesin eleştirilerini büyük bir dikkatle okuduğumu da, beni eleştiren arkadaşlarımın bilmesini özellikle isterim. Bu kurultayımızın da güzel geçmesinden, sağlıklı bir tartışma ortamında gerçekleşmesinden son derece mutlu olduğumu da bilinmesini isterim."

’DAHA ÖNCE TÜZÜĞÜ BEN YAPMADIM’

Daha önce tüzüğü kendisinin yapmadığını belirten Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle tamamladı:

"Geçmiş tüzük geçmişte yapılmıştı. Ama biz geçmişe değil, geçmişten ders alarak, geleceğe bakacağız. Hedefimiz gelecek, hedefimiz CHP’nin iktidar olması için çalışmak. Herkese düşen görev var. Bana da her CHP’liye de görev düşüyor. CHP’ye sempati duyan her yurttaşımıza da düşüyor. Beraber çalışacağız, Türkiye’nin aydınlığı için. Aydınlık gelecek için, çocuklarımız için, gençlerimiz, kadınlarımız, çağdaş Türkiye için çalışacağız. Umudumuz budur, yolumuz budur. Bu yolda herkese başarılar diliyorum. Yolunuz açık olsun."

Konuşmaların ardından kurultay çalışmalarını tamamladı.

"CHP, DEMOKRASİNİN GERİYE GİTMEMESİ İÇİN MÜCADELE VERİYOR"

SOSYALİST ;Enternasyonal Genel Sekreteri Louis Ayala, CHP Kurultayını izlemek için geldiği Ankara’da, CHP PM Üyesi ve İstanbul Milletvekili Umut Oran tarafından karşılandı. Ayala, kurultay sonrasında Ankara’dan ayrılırken Oran aracılığıyla verdiği mesajda, "CHP bugün kendini halka açıyor ve bünyesine yeni aktivistler, gönüllüler ve insanları katarak canlı, yaşayan ve güçlü bir demokrasinin ulaşılması ve geriye gitmemesi için mücadele veriyor. Başarılı olmalarını içten diliyorum" dedi.

Ayala’yı yurda gelişinde karşılayan Umut Oran, CHP 16. Olağanüstü Kurultayı’nda da kendisine eşlik etti. Bu sabah erken saatte Türkiye’den ayrılan Ayala, Oran aracılığıyla şu mesajı verdi:

"Bana göre CHP bugün artık açıkça Türkiye siyasetinde yer alan ve esas önemli konular olan demokrasi, özgürlükler ve temel hakları koruyarak geliştirmeye yönelmiş sosyal demokrasinin önemli bir temsilcisi. CHP bugün kendini halka açıyor ve bünyesine yeni aktivistler, gönüllüler ve insanları katarak canlı, yaşayan ve güçlü bir demokrasinin ulaşılması ve geriye gitmemesi için mücadele veriyor. Başarılı olmalarını içten diliyorum."

http://haber.gazetevatan.com/Haber/433428/1/Gundem

Av. Muazzez ÇÖRTELEK | Tüm Yazıları
Hits: 1334