ABD strateji fukarası mı?

~ 25.02.2012, Metin ÇULHAOĞLU ~

Bir zamanlar Besim Tibuk televizyonlara çıkar, yoksullar bu dünyada huzur ve mutluluk içinde yaşarken asıl kabir azabı çekenlerin zenginler olduğunu söylerdi. Öyle ya, borsa indi mi çıktı mı; yatırımı şuraya değil de buraya mı yapsaydım; ya yarın döviz yükselirse; işçi mi çıkarsam, işletmeyi kapatıp arsasını mı satsam? İşte, adamlar buna benzer dertler içinde helak olup gider, bu dünyada bir türlü huzur bulamazlardı.

Bir dünya gücü olarak ABD’nin durumu da benzer özellikler taşımaktadır.

Başında çok dert vardır. Gariban ülkeler kendi kanaatkârlıklarıyla yuvarlanır giderken ABD’yi geceleri uyku tutmamakta; dünya dengeleri, İsrail, Taliban, El Kaide, Körfez, İran vb derken afakanlar basmaktadır. Üstelik kendini, kendinden yana olanlara da beğendirememektedir.

Fuller’inden Kinzer’ine, Brzezinski’sinden Friedman’ına kadar önüne gelen yüklenmekte, “eski hatalarını” bir bir ortaya dökmekte, ikide bir “bu kafayla gidersen adam olamazsın” fırçaları çekmektedir.

Kuşkusuz, bu adamlar ABD dış politikasına kökten eleştiri yönelten, “anti-emperyalist” kişiler falan değildir; sadece, büyük başın derdinin de büyük olduğunu göstermek için analiz ve yorum yapmaktadırlar. Ayrıca, yazıp söylediklerinin hepsine “hımm, dikkatleri başka tarafa çekip bizi yanıltmaya çalışıyorlar” kolaycılığıyla yaklaşmak da doğru olmaz. Dünyanın artık değneksiz gezilen bir yer olduğunu bildiklerinden, açık konuşmakta beis görmemektedirler.

“STRATFOR Global Intelligence” ve başındaki analizci George Friedman CIA ile ilişkilendirilir. Muhtemelen öyledir de. Friedman’ın STRATFOR’da 21 Şubat 2012 tarihli yeni bir analizi yayınlandı. Satırların kendisinden de, “aralarından” da birtakım mesajlar ve ipuçları çıkarmak mümkün.
Friedman’ın sorunu ya da Friedman’ın “ABD’nin sorunu” olarak gördüğü durum, 1989-1991 döneminden (Sovyetlerin çöküşü) tek ve başat küresel güç olarak çıkan ABD’nin, aradan yaklaşık 20 yıl geçtikten sonra bugün yeni bir durumla karşı karşıya gelmesi ve henüz bu duruma ilişkin bir “strateji” üretememiş olmasıdır.

Friedman’a göre, küresel bir ekonomik güç olarak Japonya’nın yıldızı zaten epey önce sönmüştü. 2008 krizine gelinceye kadar da, yıldızı parlayan iki güç vardı: Avrupa Birliği ve Çin. Gelgelelim, 2008 ekonomik krizi Avrupa’da siyasal bir krize evrilmiş, AB’nin “tek Avrupa’ya”, belki de “Avrupa Birleşik Devletleri”ne dönüşme şansı büsbütün ortadan kalkmıştır. Küresel ekonomik kriz Çin’i de etkilemiş, bu ülke ekonomisinin temel dayanağı olan ihracat çok önemli yaralar almıştır.

Bu iki gelişme 2008’de başlayan krizle yakından ilişkilidir.

Friedman bunlara, 2008 kriziyle ilişkili olmayan, ancak dünya dengeleri açısından çok önemli saydığı bir başka gelişmeyi daha eklemektedir: ABD’nin Irak’tan çekilmesiyle birlikte bölgede güç dengesinin İran’dan yana değişmesi.

Sonuçta, bugün ortada yeni bir durum vardır, ama ABD’nin bu durumdan çıkartılan bir “stratejisi” yoktur.

Friedman’ın “satırlarından” bunlar okunmaktadır.

***

Ama asıl önemlisi Friedman’ın “satır aralarından” okunabileceklerdir.

Anlaşıldığı kadarıyla ABD’nin geleneksel stratejisi hep “güçlü hasım (gerçek anlamda hasım)ve/veya güçlü partner” esprisine dayanmıştır. Sosyalist sistemin çökmesiyle, “güçlü hasım” bileşeni ortadan kalkmıştır; bugün ABD’yi zaman zaman taciz eden güçler de hiç olmazsa şimdilik Sovyetler Birliği gibisinden bir “güçlü hasım” sınıflandırmasına uygun düşmemektedir.

Ya “güçlü partner”?

ABD artık Avrupa’yı da bu özellikte görmemektedir. Öngörüye göre, AB ülkeleri bundan böyle daha çok kendi başlarının çaresine bakacaklardır. Çin ise dünya ekonomisini canlı tutma anlamında bir “partner” olabilecekten şimdi gerilemektedir.

Özetle, “güçlü hasım ve/veya güçlü partner” modeli ABD açısından denklemdeki değişken sayısını daha sınırlı tutuyor, kendi tarafındaki hiyerarşiyi ikide bir tescil zorunluluğu yaratmıyor, daha net “işbölümüne” imkân tanıyordu.

Elbette, buradan bir de “strateji” çıkıyordu.

Bugün durum böyle değilse, ne yapacak zavallı ABD?

Friedman ne derse desin, ABD öyle strateji fukarası falan değildir. Belirsizlik ve değişken sayısının fazlalaşmış olması, stratejik yaklaşımları mesnetsiz bırakmaz, yalnızca daha esnek, oynak ve rezervli kılar.

Nitekim Friedman’ın “satır araları” da zaten var olan bir stratejiye ilişkin ipuçları vermektedir. Bu “satır aralarını” söyle okumak mümkündür:

Bir: ABD, Avrupa Birliği büsbütün rafa kalkmasa bile bu projenin çok eksildiğini, artık ülkelerin kendi oyunlarını oynamaya başlayacaklarını görmektedir. Bu bağlamda Almanya’ya ve bu ülkenin başta Rusya olmak üzere Avrupa’daki eski sosyalist ülkelerle ilişkilerine dikkat etmektedir. Almanya’ya “Oraları da sen idare ediver” mi diyecektir yoksa böyle bir yakınlaşmayı tehlikeli görüp araya kama sokmaya mı çalışacaktır?

Bugünkü eğilim, ikincisine görece daha yakındır.

İki: Dünya ekonomisine ve sistemin sürdürülebilirliği açısından Çin’in önemini yitirmesine bağlı olmak üzere, ABD’nin planları arasında bu ülkenin iç siyasetiyle oynama da yer almaktadır. Çok yakın bir gelecekte olmasa bile ileride bir “Çin baharı” ya da “yeni Tiananmen” kotarılması kimseyi şaşırtmamalıdır.

Üç: ABD’nin Irak’tan çekilmesi, daha uzun vadeli bir hesabın parçası gibi görünüyor. Yorumlarda altı en fazla çizilen nokta, özellikle “ABD’nin çekilmesinden sonra” ortaya çıkan, Afganistan’dan Akdeniz’e (Suriye!) uzanan nüfuz alanına sahip İran “tehdidi”dir. Birinci ve ikinci sonuçlara göre, bu üçüncüsüne ilişkin şu veya bu operasyon çok daha günceldir.

Unutulmasın: Bir de bu yıl ABD’de başkanlık seçimleri yapılacaktır.

(SolHaber)

Metin ÇULHAOĞLU | Tüm Yazıları
Hits: 991