İranlaşmak

~ 16.02.2012, Nilgün CERRAHOĞLU ~

Türkiyedeki devlet krizinimercek altına alan yazarlar günlerdir Görülmüş şey mi?diye yazıyor, devletin tepesinde böyle itiş kakış olur mu?

Neden olmasın? Oluyor. Fransada, Almanyada, İngilterede değil tabii.. ama yanı başımızdaki İranda hem çok sık oluyor

Devlet erkânı arasındaki itişmelerdoğu komşumuzda vakayı adiyeden sayılıyor.Bilimkıvamında nerdeyse masaya yatırılıp etüt edilebilecek cinsten bir yönetim tarzı olarak öne çıkıyor.

Hukuk devleti kurallarının işlemediği yerde güçler ayrımı tabii olmuyor. Kurumlar arasında işlemesi gereken denge ve fren mekanizmalarını”, iktidar kavgası adına iktidar odakları ya da kliklerisağlıyor.

Kişiler ya da nüfuz grupları etrafında oluşanklikler-ki İranda buna iktidar hanedanlarıdeniyor- kâh birbirlerinin ayaklarını kaydırıyorlar, kâh paslaşıyorlar. Dünün paslaşan ekipleri, bakıyorsunuz düşman oluyor. Ya da tersi düşman kardeşler.. kankaya dönüşüyor.

Devlet tepesindeki bu dalgalanma/pozisyon farklılaşmalarını, siyasi fikirlerya da düşünceleryerine, çıkarlar ve iktidar pozisyonlarını sağlamlaştırmakkaygısı yönetiyor. Keyfi ve şeffaflıktan uzak bu kavga -moda deyişle!- gölge oyunuşeklinde yaşanıyor. Halkgölge oyununuseyrederek gölgelerin ebatındaki değişikliklere göre, memleket encamı üzerinde kripto şifrelerçıkarıyor. İran çözümlemeleri hep böyle,gölgeleredayandırılan değerlendirmelerle yol alıyor

Türkiyede yaşanan son krizde, bizim de artık böyle bir yönetime doğru hızla yelken açtığımız ortaya çıktı.

Çok başlı devlete örnek

İki ülke görünürde hayli farklı.

Türkiye Batıya göbeğinden bağlı, nispetenaçık bir toplum”. İran ise görece olarak kapalı. Ve rejimi itibarıyla katı Batı karşıtı.

Türkiye, devlet terminolojisinde, yarım asrı aşkın süredir -içi boşaltılmış!- Batı demokrasileri deyimlerini kullanıyor.

İran ise siyaset jargonunu İslam devrimi kavramları üzerine oturtuyor

Zaman zaman zıt konumlar ve görünümler içinde olan bu iki ülke, ne var ki aslında birbirine özde çok benziyor

Gülen-RTE kavgasını akla düşüren biçimde İranın üst düzey iki ismi dini lider Hamaney ile Cumhurbaşkanı Ahmedinejad örneğin, aylardır amansız bir iktidar kavgasıiçindeler.

Öyle ki Hamaney kliğiile Ahmedinejad klikleri”; devlet içinde devlet gibi, İran daiki başlıbir devlet oluşturuyor

2009’da insan hakları”, “reform”, “demokratikleşmeisteyen Yeşil İsyanmuhaliflerine karşı birleşip birlikte hareket eden ve muhalefeti ezen iki lider, şimdi birbirlerinin gözlerini oymak için fırsat kolluyor.

Demoklesin kılıcıgibi Ahmedinejad üzerinde kendisini görevden azletmek tehdidinikullanan Hamaney, Cumhurbaşkanı etrafındaki en yakın isimleri örneğin tutuklattırmaktan kaçınmadı.

Bu da yetmedi.. 1979 İran devriminden bu yana hiç kullanılmamış bir prosedürle, Ahmedinejadın meclise hesap vermesi istendi. Derinleşen ekonomik krizin yarattığı hoşnutsuzlukları fırsat bilen Hamaney yanlısı milletvekilleri, aralarında yeterli sayıda imza toplayarak devlet başkanını parlamentoya hesap vermeye çağırdı.

Bu ideolojik bir çekişme değil. Gelecek ayın parlamento seçimleri öncesinde götürülen bir hesap sadece. 2009 isyanından bu yana ilk büyük siyasi sınav olacak olan seçim arifesinde, taraflar birbirlerne ayar vermekpeşindeler!

Batıya koşarken doğuya gitmek

İranda bu ayar vermekoperasyonu öyle sistemli uygulanıyor ki, ülkeyi savaşa sürükleyebilecek nükleer program görüşmeleribile derin kapışmadanetkileniyor. Batı ile son kertede anlaşabilecekklikler”, ülkeyi açmazdan çıkarıp pozisyonlarını sağlamlaştıracaklarından, diğer iktidar öbekleri tarafından sistemli olarak sabote ediliyor….

Bizim devlet içindeki Kürt açılımcılarıgibi, İranın nükleer açılımcılarıda sonunda er geç geri adım atıyor. Açılımcılarınhep geri adım atmasına yol açan bir neden de açılım projelerinin fikirler üzerine değil pragmatik/oportünist konjonktürel duruşlara dayandırılanması oluyor

Yargı sistemi de bu arada Türkiye ile şaşılacak benzerlikler gösteriyor.

Devlet içinde devlet gibi çok başlı iktidar bölüşümü ve kavgalar yanında, yargı da Türkiye deki gibi çok katmanlı İranda.

Şeriat hukuku ayrımını bir yana bırakırsak, İranda da -Türkiye de olduğu gibi!- “adi suçlarabakan mahkemelerle devlet ve siyasi suçlarıele alan mahkemeler farklı yapılandırmalarla birbirinden ayrılmış.

İkinci tür mahkemeler aynı bizde olduğu gibi sıradan vatandaşları değil, devlete karşı suç işlediği varsayılangazeteciler, yazarlar, politikacılar, protestocuları yargılıyor. Bu kesimlerin uğradığı infazlar, çoğu kez bizde olduğu gibi, mahkemeden önce bir büyük itibarsızlaştırma operasyonukapsamında uluorta medyada yapılıyor!

Uzun uzadıya böyle daha çok devam edebilirim. Ama yerim bitti.

Ne iş değil mi? Yarım küsur asırlık Batı demokrasisi deneyiminden sonra, dönüp dolaşıp buluştuğumuz yer İran.

Boşuna dememişler Türkiye, güvertesinde batıya koşarken doğuya giden gemidirdiye.

(Cumhuriyet)

Nilgün CERRAHOĞLU | Tüm Yazıları
Hits: 1260