Kediye ciğer!

~ 25.12.2011, Güngör MENGİ ~

Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu, Atatürk’ün mirasıdır. Hedefleri de vasiyeti...

Kuruluş kanunlarında bu kurumların görevi “Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılâplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak, yaymak ve yayınlar yapmak“ diye sayılıyor.

Ama daha açık ifadeleri Atatürk’ün kendi sözlerinde bulmak mümkündür:

“Cumhuriyetçilik ve sosyal devrim, laiklik ve yenilik severlik, Türk’ün öz malı ve özelliği haline geldiğini görmek benim için büyük bahtiyarlık olacaktır.”

“Biz büyük bir inkılâp yaptık. Memleketi bir çağdan alıp yeni bir çağa götürdük. Birçok eski müesseseleri yıktık. Bunların binlerce taraftarı vardır. Fırsat beklediklerini unutmamak lâzımdır.”

“Mesut inkılâbımızın aleyhinde fikir ve his taşıyanları aydınlatıp doğru yolu göstermek münevverlere düşen milli vazifenin en mühimi ve birincisidir.”

Gül iki hata yaptı

Bu kuruma yapılan atamalardan sonra şüpheye düşenlere hak vermek gerekir.

Cumhurbaşkanı geçen hafta kurumun danışma ve yönetim kurullarına bu görevi yerine getirmeye, birikimleri değilse bile eğilimleri, daha doğrusu saplantıları müsaade etmeyecek kişiler atadı.

Hata yaptı ve eleştirileri hak etti:

1. Kuruluş yasası cumhurbaşkanlarını kurumun koruyucu başkanı sayıyor.

Büyük çoğunluğu muhafazakâr eğilimlere sahip, iktidar destekçisi gazetede yazarlık yapan kişileri, Atatürk hakkında iyi ve doğru düşünceler beslemediklerini bile bile bu kurumun üst yönetimine atamak, koruyucu değil tahripkâr bir niyetin yansımasıdır.

2. Anayasamız Cumhurbaşkanı’ndan tarafsız olmasını istiyor. Abdullah Gül Atatürk’ün mirası olan bir kurumun yönetici seçiminde bile partici gibi davranmıştır.

Atatürk’ün mirası olan kuruma Atatürk’le sorunu olan, ona karşı çıkışlar yapmanın ucuz kahramanlığına tamah eden kişileri yönetici yapmak, yeni Atatürk düşmanları üretmenin teşvik ve tahrikinden başka ne işe yarar?

Hele bunlardan konuşmayı çok seven biri (eski Ülkü Ocakları yöneticisi, sonra Çiller’in danışmanı, ardından AKP milletvekili adayı, Zaman gazetesi yazarı) Mümtazer Türköne, bu tayinle kediye ciğer teslim edildiğinden korkanları daha da korkutan şeyler söylüyor uzatılan her mikrofona:

Bu nasıl sevmek?..

Neymiş; Atatürkçülük tam bir bağnazlık, yobazlık ve çağdaşlığa kapalılık şeklinde yayılıyormuş..

Atatürkçülük aslında Türköne’nin sözünü ettiği ilkellik ve yozlukların sebebi değil çaresidir. Bu tarif onu anlamak istemeyenlerin iftirasıdır.

Bülent Arınç bile iki ay önce Üsküp’teki bir konferansta onun hakkını verdi:

“Atatürk, değişime açık, millet iradesine dayanan, tam bağımsız bir cumhuriyet vizyonuna da sahiptir. O hem geleceği gören hem mücadeleci, hem de devrimci özellikleri ile milleti ve devleti için tarihin akışını değiştirmiştir.”

Mümtazer Türköne “Atatürk’ü severim ama” anlamına gelen parantezler açıp, çağa damgasını vurmuş devrim ve ilkeleri kötülüyor.

Atatürk sahte sevgisini kullanarak kurnazlık yapıyor. Bundan böyle kurumun fonlarını kendisi gibi düşünenlere mi yönlendirecek?

Atatürk bunu bile görüp uyarmıştır halkını:

“Bana muhalif olanlara bir şey demem; olsunlar. Fakat muhalif oldukları halde beni seven halka karşı kendilerini benimle beraber gibi göstermeye kalkışmaları... Hayır, böyle ikiyüzlülüğe tahammül edemem.”

Bu tayinler yanlıştan ötedir.

Tahrip ve tahrik edicidir. Keşke geri alınsa.

Hatadan dönmek erdemdir!
 

Güngör MENGİ | Tüm Yazıları
Hits: 1185