Koşar Adım Nereye?

~ 16.11.2011, Güray ÖZ ~

Sonra yine yalan söyledik diyecekler, biliyorum. Çünkü hiçbir zaman vazgeçmedikleri Ortadoğu planlarını habire yenilerken isimlerle, sıfatlarla, kavramlarla canlarının istediği gibi oynama hakkını hep kendilerinde görürler. Binlerce insanın öldüğü kışkırtılmış bir savaş onlar için bahardır. Batı haber ajansları, medyası, yaşadıkları krizin günahını, çamurunu üzerlerinden atabilmek için debelenen siyaset erbabının istediği gibi basıyor düğmeye. İkiyüzlülük suratlarından akıyor. Kimileriyle can ciğer kuzu sarması olduklarını sanki kimse bilmiyormuş gibi Ortadoğuyu, oradaki yönetimleri sanki yeni keşfetmiş gibi diktatörlerden söz ediyorlar.

Ne yazık, Türkiyenin medyası da istisnasız, bu savaş kışkırtıcılığının hizmetine koşuyor. Gidişi hiç de iyi görmeyen yazarlar, aydınlar, kimi gazete yöneticileri, gözleri Batı kaynaklarından başkasını görmeyenlere laf anlatamıyorlar.

***

Onlara Werner Biermannın Türkçesi Can Yayınlarından çıkan 1939 Yazı adlı kitabını tavsiye ediyorum. Werner Biermann İkinci Dünya Savaşının bittiği yıl, 1945te doğdu. 1939 Yazı bu savaşa giden uzun yolun son dönemini, gün gün olumlu olumsuz kahramanlarıyla 1939 yılını anlatır, insanların çaresizliğini, sürüklenişini, politikacıların ferasetsizliğini ve ihanetlerini yazar.

İhanet kimi zaman pek tatlı, pek iç gıcıklayıcı ve fark edilmez olabilir. Savaş kapının önünde değilse, televizyon kanallarından izleniyorsa film gibi gelebilir.

Ne büyük bir yanılgı, gerçek tam da kapının önündedir.

***

Üç büyük gerçek var bizim hayatımızda.

Her gün bombalar patlıyor, ölüm haberleri gazetelerin birinci sayfalarında. Anneler, babalar çocuklarını ölümden kurtarmak istediklerini yüksek sesle dillendiriyorlar. Parası olanlar askerlik yapmak yerine bedel ödemek istediklerini söylüyorlar. Ve bu istek kim bilir hangi hesapla siyasetin gündemindedir. Oğullarını askere yollayanlar, dağdan kurtaramayanlar büyük bir keder içinde oğullarının dönüşlerini bekliyorlar.

İkinci gerçek; Türkiye de dahil Batının büyük, ama çok büyük bir ekonomik krizin içinde olduğudur. Bizim siyasetçilerimiz halkın çoğunluğunun yaşadığına değil, makro ekonominin istediği gibi yorumlanabilen rakamlarına itibar ederek teğetten söz ediyorlar. Doğru değildir.

Güçlü dünya ise kendi krizinin pekâlâ farkındadır, çare arıyor.

Arap Baharı”, kendi kışlarına aradıkları çarenin bugünkü adıdır.

Üçüncü gerçek; savaş istemeyen, ölmek istemeyen, komşularıyla iyi geçinmek isteyen Türkiyenin bu çareye kurban edilmek istenmesidir. Türkiyenin bu kadar övülmesinin, yerlere göklere koyulmamasının nedeni budur. Bir yandan pohpohlanırken bir yandan da ağır bir şantajın kucağında Türkiye. Buna senin de ötekilerden farkın olmayabilir, her gün yaşadığın ölümleri istediğimiz gün başka türlü yorumlayabiliriz şantajı da denilebilir.

***

Bu gerçekleri değiştirmek gerekiyor.

Peki nasıl?

Batının Irakın üzerine çullandığı günlerde gözü dönmüş birkaç yazıcının dışında aydınlar kararlılıkla savaşa karşı çıktılar. Türkiye biraz da Tanrının elinin yardımıyla kıl payı emperyalistin oyunundan kurtuldu. O savaş çığırtkanları şimdi yine meydandalar. Yine büyük oyunun parçası olmaktan, bu kez kaybetmemekten söz ediyorlar.

ABDnin Iraka saldırısı sırasında kararsız kalan siyasi iktidarın bu kez heyecandan yerinde duramadığını, bir günde Libya, Mısır politikalarını değiştirebildiğini, Suriye ile kan kardeşliğinden kanlı bıçaklı düşmanlığa geçiverdiğini de hesaba katın.

İyi mi bu durumlar?

Kurt kapanına girmek üzere değil miyiz sizce?

(Cumhuriyet)

Güray ÖZ | Tüm Yazıları
Hits: 1135