Protokolü açın!

~ 06.10.2011, Güngör MENGİ ~

Araçlar amaçlar kadar önemlidir. Yani iyi bir amaca hizmet ediyor diye kötü bir araç meşru ve mazur görülemez.

Ama hayat eğiyor, büküyor.

Nitekim terörü bitiren bir uzlaşma ihtiyacı bu ilkeden taviz vermeye bizi razı edecek gibi görünüyor.

“Terörle pazarlık olmaz” sözü tedavülden kalktı. Terör örgütü ile pazarlık iddiasına başta alevli tepkiler veren Başbakan şimdi “Gerekirse PKK ile yeniden görüşülür” diyor.

Teröre bahane gösterilen sorunlar yeni anayasa yapılırken çözülecektir.

MİT ile PKK arasında yapılan görüşmeler de bu çözümleri aramak için yapılmıştır.

BDP Milletvekili Şerafettin Elçi Başbakan’ın yalanlamasına rağmen ısrar ediyor:

“Protokol var ve Başbakan da biliyor!”

Elçi, üçüncü defadır tekrarlıyor:

“Devlet adına görüşmeyi yapanlarla Öcalan arasında bir protokol yapıldı. Başbakan’ın da bilgisi var... Öcalan’ın söylediği şuydu: ‘Protokolü götürün Kandil ve Başbakan onaylasın.’ Bizim bildiğimiz Başbakan’a götürüldüğü ama onaylamadığı şeklinde..”

Başbakan Erdoğan’ın “Gerekirse PKK ile yeniden görüşülür” sözleri Elçi’yi doğrularken bir yandan da MİT ile PKK arasında varılan mutabakatları dikkate alacağı işaretini de veriyor.

Şerafettin Elçi haksız değil; görüşmeciler devlet bürokratları. “Kendi başlarına gelin güvey olma şansları yok.” Yani Başbakan’dan habersiz bir şey yapamaz, mutabakatları kendi başlarına oluşturamazlar.

Yeni Anayasa’dan beklenen en büyük hayır, bölücü terörü bitirecek çözümleri hayata geçirmek olduğuna göre, partiler arası uzlaşı komisyonu, toplanıp ne konuşacak, ne arayacak?

Başbakan’ın imza koymadığı ama dolaylı kabulüne sahip bulunduğu anlaşılan protokol yapacağı ilk toplantıda Anayasa Uzlaşı Komisyonu’na sunulmalıdır.

Bu, çalışmalara gerçekçi bir zemin sağlayacağı için boşuna zaman yitirilmeyecek komisyonu önceden belirlenmiş kararlara razı etmenin ayak oyunları arasında sinirler törpülenmeyecektir.

Bütün bu olanlar yaşanmamış gibi davranmak, halka ve parlamentoya hakarettir!

*****



Düşüne taşına...

AKP iktidarı komşularımızda eskiden dostluk kurmaya yarayacak sebepler arar ve bulurdu.

Şimdi husumet nedenleri arıyoruz, yoksa üretiyoruz.

Suriye ile İsrail iki can düşmanı devlettir. Türkiye ikisi ile de dosttu ve barış çabalarında iki ülkenin de güvendiği arabulucu nitelikleri taşıyordu.

Bugün ikisi ile de “savaş” ihtimalinin sık sık akla geldiği kötü ilişkiler içinde yaşıyoruz.

Dün Birleşmiş Milletler’de önemli bir oylama yapıldı.

Hükümet karşıtlarına uyguladığı şiddeti sona erdirmemesi ve reformları hayata geçirmemesi halinde Suriye’ye uluslararası yaptırımlar uygulanmasını öngören karar tasarısı Güvenlik Konseyi’nde vetoya toslayıp geri döndü.

Ama Türkiye kendi yaptırımlarını ilân etmişti. Ankara bu kararı ile Şam’daki despot yönetimi yoklukla ve açlıkla terbiye edecek, bu şekilde “dost ve akraba” Suriye halkını koruyacaktı.

Suriye Türk mallarının hâkim olduğu bir pazardır. Öncelikle zararın yarısı pazar kaybından ötürü bize çıktı.

İkincisi.. Ambargonun getireceği mal darlığı Esad’ı mı üzecek? Hayır, işsizlik sebebiyle zaten ezilen Suriye halkının yükü ve sıkıntısı artacaktır.

Sokağa taşacak hoşnutsuzluk, ülkeyi reformlardan daha çok uzaklaştıracaktır.

Dış politikada, sonrası iyi hesap edilmemiş radikal adımları aceleyle atmanın zararına girmekten Libya’da şansa kurtulduk.

Talih her zaman yaver gitmez.

Dış politikada zaten şansa oynanmaz!

 

(GazeteVatan)

Güngör MENGİ | Tüm Yazıları
Hits: 1192