Savaştan söz etmenin dayanılmaz hafifliği

~ 15.09.2011, Kadri GÜRSEL ~

AKP hükümeti bugün karar verse, hemen yarın Türkiye ve İsrail arasında bir silahlı çatışmanın zeminini hazırlayabilir.
Sıcak çatışmanın, istenirse nasıl yaratılacağının parametreleri, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun 1 Eylül’de açıkladığı, İsrail’e karşı beş maddelik önlemler dizisinde mevcut.
Malum “seyrüsefer serbestliği” konusu...
Tarihi deklarasyonunun başlangıcında Davutoğlu, “Türkiye, İsrail’in Gazze’ye uyguladığı ablukayı tanımamaktadır” demiş ve devamında da, “Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de seyrüsefer serbestisi için gerekli gördüğü her türlü önlemi alacağını” zikretmişti.
Diplomatik dilde “her türlü önlemi almak” şeklindeki ifade, gerektiğinde askeri seçeneğe başvurulacağını belirtmek için kullanılır ve dolayısıyla tehdit içerir.
Rotası Gazze limanı olan bir yardım konvoyuna Türk donanmasına ait savaş gemilerinin eşlik etmesi, seyrüsefer serbestisi için gerekli önlemi almanın ön şartıdır.
Yardım konvoyu olmazsa, sadece Türk donanmasına bağlı savaş gemilerinin abluka bölgesine girmeleriyle de mümkündür bu...
Bir an muhtemel Amerikan diplomatik baskısını ve hatta 6’ncı Filo’yu da yok sayarak, Türk donanmasının “seyrüsefer güvenliği için her türlü önlemi almak” maksadıyla rotasını Gazze’ye çevirdiğini tahayyül edelim.
Türkiye, İsrail’le çatışmayı göze almışsa, İsrail de Türkiye ile çatışmak ya da tüm dünyaya rezil olmak seçenekleri arasında tercihe zorlanır. Yani tam anlamıyla köşeye sıkıştırılır.
Türk gemilerine abluka bölgesine girmelerinden önce ya da sonra İsrail donanmasının yapacağı, en hafifinden yol kesme manevrası gibi bir fiziki müdahale bile sıcak bir çatışmanın patlak vermesine neden olabilir.
Ve bu çatışmanın iki ülke arasında çapı, süresi ve sonuçları şimdiden kestirilemeyecek bir savaşa dönüşmesi ihtimali vardır. Bu gerçekleşirse, seyrüsefer serbestisi sağlanamamış, tam tersine daha geniş bir alanda daha beter kısıtlanmış olur.
Zaten bakın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da bundan sonra benzer engellemelerin savaşa neden olabileceğini ima eden sözler söylemedi mi El Cezire televizyonuna?
“Mavi Marmara olayı aslında savaş nedenidir. Fakat biz Türkiye’nin büyüklüğüne yakışanı yapalım diyerek, bunu sabırla karşıladık” dedi Başbakan.
Bu sözlerin güncel bağlamdaki meali, “Tekrar ederse savaşırız” şeklindedir.
Diğer ihtimal gerçekleşir, yani İsrail Türkiye ile bir savaşı göze alamaz ve ordusu o konvoya müdahale edemezse ortada abluka falan kalmaz ve İsrail’in itibarı beş paralık olur. Doğu Akdeniz’deki jeopolitik denge İsrail’in aleyhine değişir.
Buraya kadarını “kahvehane sohbeti” tadında okumuş olabilirsiniz. Ama bu niyetle yazmıyorum.
Tam tersine, Türkiye Cumhuriyeti’ni yöneten hükümet, benimsediği resmi pozisyonun arkasında durduğunda olabilecekleri zihnimde canlandırdığım için yazıyorum bunları.
Türkiye Cumhuriyeti köklü bir devlet geleneğinin genetik mirasçısıdır. Bu gelenek, kendisine ciddiyet ve ağırbaşlılık atfetmesiyle tanınır. Dış ilişkilerinde genellikle söylediğini yapar, yapamayacağını söylemekten imtina eder.
Bugün bu devleti yöneten kadroyu söz konusu geleneğin yeni takipçileri olarak görmek gerekirse, “söylediklerini yaparlar” diye hazırlıklı olmak da lazımdır.
Bu devletin en köklü kurumlarından biri olan hariciyesinin başındaki Sayın Bakan “Her türlü önlem alınacaktır” demişse, ilk reaksiyonumuz “yapamayacağı bir işi söylemiştir” diye düşünmek olamaz.
Lakin söylediklerini yaparlarsa olacaklar, yukarıda anlattığım gibidir. Gelin görün ki o zaman olacakları yazınca, fantastik bir “kahvehane sohbeti”ne dalmış gibi mahcup hissediyorum kendimi.
Ancak aşağıdaki satırların bu mahcubiyetle ilgisi yok:
Doğu Akdeniz’de seyrüsefer serbestisi “tedbir alarak” değil, o alınan “tedbir”e İsrail’in saldırmamasını temin ederek, yani İsrail’in Türkiye ile savaşa girmekten caydırılmasıyla sağlanabilir.
Kilit soru, “Türkiye, İsrail’i kendisiyle savaşa girmekten caydırmak için her türlü önlemi nasıl alacak?” şeklinde olmalıdır. Dolayısıyla “Seyrüsefer serbestisi için gerekli görülen her türlü önlemi alacağız” demek, kof retorik değilse savaşa davetiyedir.
Türkiye’yi yönetenlerin akıllarını, söylediklerini yapacak kadar peynir ekmekle yemiş olduklarını düşünmek istemiyorum.

(Milliyet)

Kadri GÜRSEL | Tüm Yazıları
Hits: 1199