Kafka'nın Samsa'sından Düzenin İnsanına

~ 01.03.2011, Yiğit ACAR ~

Franz Kafka 20’nci yüzyıl edebiyatının en çarpıcı örneklerindendir. Kafka, ölümünden sonra yakması için bütün yapıtlarını yakın dostu Max Brod’a bırakmıştı. Fakat Brod kendisine emanet edilen yapıtları yakmayıp yayımlayarak, Kafka’nın gözlerini yaşama kapadıktan sonra O’nun dünyaca ün kazanmasına neden olmuştur. Önceleri Avrupa’nın önemli ülkelerinden Fransa ve İngiltere’de ün kazanan yazar sonrasında ABD’de okundu. 2.Dünya Savaşı’ndan ardından yeniden toparlanmaya başlayan Almanya’da ise ancak 1950’den sonra tanınabildi.

‘Değişim’(bazı yayınevlerinde Dönüşüm diye de çevirisi mevcuttur) isimli romanı pek ünlüdür. Kafka’nın ünlü eserinde başkahraman Gregor Samsa bir sabah uyandığında kendisini yatağında sırtüstü yatan hamamböceği olarak bulur. Dönüşüm geçirmiş Samsa ilk sorunuyla karşılaşır; nasıl yüzükoyun dönecektir? Dönmek ister ama nafile. Uzun süre çabalar fakat beceremez.

Aklınızda olsun; hamamböceğini sırtüstü çevirdiniz mi işi bitik demektir. Yüzüstü dönüp ayaklarını kullanabilmesi için çırpınır durur. Peki, biraz beyin fırtınası yapalım; Kafka’nın buluşu özgün müdür?

Başkarakter Samsa her gün uyanıp çalışmakta, herkes gibi hiç düşünmeden düzenin işleyişine uymaktadır. Bu sayede düzenin patronlarınca kabul görmüş ve hayat bir önceki günün tekrarı gibi sorunsuz biçimde geçirmektedir. Fakat aniden bir sabah çarklar dönmeyi reddetmiştir. Acaba bu reddediş bu değişim; emperyalizme, sanayileşmeye, savaşlara ve eşitsizliğe karşı ufacıkta olsa bir tepki olarak algınsa çok mu hayalperest davranmış oluruz?

Velev ki bu dönüşümün emperyalizme tepki olduğunu varsaysak bile Samsa tek başına kalmış, yalnızlığın içine düşmüş tek başına yabancıdır. Bir su damlasıdır. Yalnız kalmış, örgütlenmemiş, sistemin içinde varlığı azımsanacak derecede önemsiz bir unsurdur. Koca sistemin içinde bir su damlası yaptırım gücü nedir ki?

Öte yandan örgütlenmiş, bir arada olan su damlalarından oluşmuş selleri düşünelim. O coşkun, köpükler taşıyarak akan selleri ve ırmakları aklımıza getirelim. Düşünün ki; dağları taşları delen yatakları oyan çevrelerini değiştiren örgütlü damlaların yarattığı sel…

Su damlası ile sel suyu arasındaki fark; tek insan ile örgütlenmiş toplum arasındaki farkın aynasıdır. Sel suyuna katıldığınız zaman devrimin yolunu açarsınız. Yalnız kaldığınız zaman ise Kafka gibi kendinizi bir sabah hamamböceği olarak bulabilirsiniz. Kaçınılmaz sonları tahmin etmek için âlim olmaya gerek yoktur.

Kafka’nın klasikler arasına giren eseri güzeldir elbet. Peki, en ilginç yönü nedir? Samsa’nın hamamböceği olarak uyanması mı? Kesinlikle hayır. Esas vurucu nokta; Gregor Samsa’nın ailesi, çevresi, patronu ve arkadaşları kısa bir şaşkınlıktan sonra Samsa’yı yeni kimliğiyle ve konuşlanmasıyla benimserler. Kimse bu değişimi sorgulamaz. Yaşanmakta olan yeni durumu olduğu gibi kabul ederler.

Seçeneksizlik mi dersiniz koşulsuz kabullenme mi yoksa var olanı özümseme mi? Yanıtını ben bilemem. Ama başkalaşmanın kabullenildiği kesindir Samsa’nın çevresince. Olması gerekenden ziyade olanı kabullenmek, yanlış giden duruma ses çıkarmamak, yani başkalaşmayı benimsemek bu öyküde en iyi biçimde anlatılmıştır.

Farkında mısınız bilmem ama Kafka’nın eserindeki Gregor Samsa’nın durum sanki Türkiye Cumhuriyeti içinde günbegün gerçerli hale geliyor. Türkiye değişmiyor fakat başkalaşıyor. Hem de açıklaması zor biçimde…

Türkiye’de kimileri her sabah hamamböceği gibi uyanıyorlar. 2002’den beri halkını aldatan AKP iktidarın başa gelmesiyle birlikte Türkiye’de ne de çok kişi hamamböceğine dönüştü. Bu insanlar, emperyalizmin istediği zaman ayağının altında ezebileceği birer hamamböceği olmaya neden razılar? Öğütülecek ilk kişiler olduklarının farkına başkalaşmışım geçirmişler varabilecek midir bu tarihi süreçte? Kast ettiğimiz kişiler sabah yataklarında uyandıklarında Samsa’nın yerine kendilerinin geçtiklerini görebiliyorlar mı? Yoksa liberalleşme ve sermayenin dev gölgesinin emekçi sınıf üzerinde büyümesi; bu dönüşümün bir maskesi haline mi geldi?

Bildiğiniz gibi Kafka, bilimsel aydınlanmasını tamamlamış Avrupa’nın içinden yetişmiş bir yazardı. İnsanı ve insan ilişkilerini iyi biçimde değerlendirip çözümleyebiliyordu. Kapitalizmin insan üzerinde yarattığı başkalaşmanın özünü çok iyi bilmekteydi. Başkalaşan bireyin halini ve mevcudiyetini betimlerken bir ressamdan farksız eser çıkarabilmekteydi ortaya. Ne büyük mutluluktur insanlık adına böyle bir değerin yeryüzüne gelmiş olması…

Esas soruya gelirsek; Ergenekon Türkiyesi’nin hali ne olacak?

Kafka benzeri bir başkaldırı ne zaman ortaya çıkacak? İnsanlar gerçekleri ne zaman, neyin sayesinde görebilecekler? Başkalaşmaya karşı başkaldırı, yalnızlaşmaya ve çözülmeye karşılık birleşme ve bütünleşme ne zaman gerçekleşecek?

Sorular çok aslında; fakat edebi anlamında düşünerek söylüyorum ki Ergenekon Türkiye’sinin romanı da kesinlikle yazılacaktır. Ve romanın kahramanı kendisini Samsa gibi bir sabah hamamböceği olarak bulmayacaktır. Nasıl bulacak diye sorduğunuzu duyuyorum. Merakla bekliyoruz. Biliyoruz ki birikimli ve kendini yetiştirdiğine inandığımız yazarları olan toplumumuz bu soruyu yanıtsız bırakmayacaktır.

Kafka’nın bakışı ve kalemi dünya tarihinde eşsizliğini hep koruyacak.  O’na olan sonsuz saygımızı bir kez daha sunuyoruz ve soruyoruz: Kafka’nın Samsa’sı mı daha çaresizdir yoksa kokuşmuş düzene başkaldırmayanlar mı?


yigit.acar@yahoo.com

Yiğit ACAR | Tüm Yazıları
Hits: 2727