Sistemin Kirletme ve Körletme Aygıtı

~ 10.08.2011, Nihat BEHRAM ~
Sistem medyasına getirebileceğim en kibar tanım budur. Bu tanıma da, aklıma gelen tanımları budaya budaya ulaştım! Aklıma ilk gelenler ‘belâ’ya davetiye çıkaracak cinstendi. Aklın davet ettiği belânın hedefi bir ben olsam, hoş gelsin safa gelsin, önemli değil. Küfürün ucuzuyla soL’a, hele ki görevinde başarılar dilemem gereken şu günlerde yeni yayın yönetmenimize durduk yerde ‘pahalı reçete’ sunmayı içime sindiremem. “Yazılarını yayınlamadan yolla, bir bakayım!” diye beni sürekli uyaran, ama her seferinde yayınladıktan sonra kendisine yolladığım avukat abime ise zaten ‘derdimi’ anlatamam!
Esasında öyle bir zaman ki, günün yirmidört saati, bin kalem bin surattan, medyanın üstümüze kustuğu kir ve yalan karşısında, aklın kıymeti harbiyesi kalmamıştır. ‘Aklı başında olma’nın ne anlama geldiğini sorduğum ‘aklı başında kişiler’se, bu kavramı, ‘susmak’ fiiliyle açıklıyorlar. Yalan ve kir saldırısı altındaki insan susabilir mi? Tıpkı bu yazıya başladığım anlardaki gibi, bazen, içimdeki öfke selinde boğuluyormuşum duygusuna kapılıp küfre sarılıyorum. Evet, onu da biliyorum: küfür, öfke eleği olarak imdada yetişse de can yeleği değildir, yani kurtarmaz. Kurtulmak için tek çare yine de aklın silahı ve aklı başında mücadeledir.
İnsanlık, tarihin en karanlık dönemlerinden birini yaşıyor ve bu karanlıkta medya, insanlık düşmanlarının en etkili, en muteber, en sinsi, en alçak silahı. Eli kalem, ağzı laf tutanın yazıp söylediğine inanmak, toplum cehaletinin bir özelliğidir. Bu özellik gerici faşist sistemlerin şırıngasıdır. Sistem, topluma enjekte edeceği zehrini bu şırıngaya doldurur. Medyanın, cahil kesimlerdeki etkisini bilirdim de, okumuş, eğitimli kesimlere dek etkili olacağına inanmazdım. Özellikle son dönemde yalana kanmış, kire bulanmış arkadaşları gördükçe dehşete kapılıyorum.
Açıkça söylemek ve kabul etmek gerekirse, sistem bu alandaki hedefine ulaştı. Süreç, resmi medya-sivil aydın sürecidir. Dinci faşist sistemin sürü ve sürüm gücüne sahip bir resmi medyası var. İçinde, yarın ne olacakları belirsiz birkaç sivil aydının tutunuyor olmasına rağmen, medya esas olarak resmi medyadır. Resmi medya, faşist sistemin resmen kirletme ve körletme aygıtıdır. Ellerinde ‘yağdanlık’la dolaşanların yanında, ‘eğe’yle dolaşanların sayısı devede kulak kalmıştır. Sürecin en önemli özelliklerinden birisi ise, ellerinde yağdanlıkla dolaşanların ( M. Belge’nin AKP’yi “Dışı yeşil ama içi kırmızı!” biçimindeki ‘önermeli nitelemesi’nden esinlenerek söylersek:) ‘kesmece sosyalistler’ den seçilmiş olmasıdır. Eski köke, genleriyle oynanmış ‘sol’ aşıdan üretilen bu ‘kesmece sosyalistler’ medyanın yeni prensleridir. Kirletme ve körletme konusunda sisteme en sadık ve işlerinde en mahir olanlar da onlardır.
Barbarı uygar diye göstermek, cesareti enayilik diye tanımlamak, teslimiyeti çağdaşlık diye sunmak akrobatlığında, kimse onlarla yarışamaz. Dinci cehaleti ‘solcu gen’ le tığlayıp yamalamakta, halkın sefaletini ‘Hakkın takdiri’ne bağlayan İmam’la oyalamakta da ustalaştılar! Vicdandan ahlaka, hasretten umuda dek bütün insani değerleri kirletme ve insanı hayata karşı körletme konusunda, gerici sistemin bulabildiği en etkili silah bunlar olmuştur.
Günümüz medyasının prensleri katışıksız psikopattır. Bu alanı ‘gazeteci’ sıfatıyla dolduranların ise nerdeyse tamamına yakını, değişik dozlarda ruh hastasıdır. Dünyayı kendilerinin yönettiği ve yönlendirdiği saplantıları kişiliklerinin belirgin özelliğidir. Bu saplantılarının histerik kriz boyutuna vardığı zamanlarda, sistem onlara gaz ve balans ayarı verir. Yağcılık, yalakalık, birbirini satma, kapıkulluğu, bulanıklaştırma, sahtekârlık, çarpıtma bataklığı, yaşam ve üreme alanlarıdır. Ruh kirlenmesi, bilgi, bilinç, vicdan, değer kirlenmesi ilkin ve en çok onların yapısında maya tutar. Alınıp satılmaya, kullanılmaya, tasmalanmaya, saldırtılmaya, fırıldak gibi anında tersine dönmeye, yalanı fütursuzca söylemeye, pazarlamacılığa en elverişli kesimdir. Sistemin, zehrini onlarda mayalaması bu nedenledir.
Bu yapılarıyla, bir başka meslek, sözgelimi doktorluk, öğretmenlik, mimarlık yapıyor olsalar, ahlaksızlıktan, sahtekârlıktan, yalancılıktan, dolandırıcılıktan yargılanmaları gerekir. Ama, işleri kirletme ve körletmeye dayalı sistem medyacılığı olunca, dünya nimetleriyle ödüllendiriliyorlar.
Kirletme ve körletme aygıtı olan medya, aynı zamanda kirlenme ve körlenmeye en yatkın kesimdir. Nedeni gayet açık: sistem sermayesi ile kan dolaşımı. Yani bu aygıtın ‘bok’luğu ‘tok’luğuyla doğru orantılıdır. Bu aygıtın pili, aküsü, ampülü sistem enerjisiyle doldurulur ve onun kontrolündedir.
Toplumun öne çıkan yazarları, yorumcuları, aydınları, eleştirmenleri, sanatçıları, düşünürleri, habercileri siyaset uzmanları olarak onlar gösterilse de, bu tiplerin asıl fonksiyonu sisteme yalakalıktır. İsimleri başındaki ünvanlara ‘çakılmış’ tiplerdir. ‘Çakma sahtekârcılığı’nın apaçık olduğu halde göze görünmeyeni; en zararlısı olduğu halde farkedilmeyeni; en tehlikelisi olduğu halde masum maskesiyle dolaşanı, en popüleri ve en fazla alıcıya ulaşanı bu çakma aydın, çakma yorumcu, çakma siyasetçi, çakma sanatçı, çakma bilim adamı, çakma düşünür ve çakma habercilerdir. ‘Düzen gazı’nın çakmaktaşları da, toplumu körletmenin elebaşları da bunlardır.
Gerçek sanatçı, bilim ve siyaset adamlığının, medya çöplüğündeki ‘çakma’larından temel farkı, hayatla olan ilişkilerindedir. Gerçek sanatçı, siyaset ve bilim adamı, yakıtını sistemden alan ve sistemce denetlenen bir aygıt değildir. Enerji kaynağı pil, akü, ampül değil, gün ışığıdır. Varlık değeri paraya değil onur, vicdan, sorumluluk gibi değerlere dayalıdır. Doğruya, haklıya, gerçeğe canı pahasına tutkuludur. Bu özelliklerden bir gram olsun ödün veren bilim, bilim niteliği taşımaz; şiir şiir olma özelliğini yitirir. Çünkü, gerçeği aydınlatma, arıtma, görünür kılma ve insani odaklı mücadele onların varlık nedenidir.
Ama sistem medyası, bu erdemlere ihanet ettiği oranda sistemle bütünleşir. Görevi körletme ve kirletmedir. Bu günkü sistem medyası ve onunla bütünleşenler, ‘insanlık laboratuvarı’nda ‘insanlığı tehdit eden mikroplar’ olarak incelenmeli ve ondan kurtulmak için en etkili mücadele verilmelidir. İnsanlığın lâneti üstlerinden eksik olmasın!

(SolHaber 10.08.2011)

Nihat BEHRAM | Tüm Yazıları
Hits: 1867