Sonuçta bu işi kim çözecek, uzaylılar mı?

~ 28.07.2011, Nihat BEHRAM ~
Seçim sandığının önündeki kuyruk uzun mu uzundu. Aceleyle ben de yerimi aldım. Kuyruktaki herkes bir an önce oyunu verme telaşıyla kıpır kıpırdı. Herkes birbirinin tanışı, herkes birbirine gülümsüyordu. Tarık oradaydı. Ataol, Rutkay, Hikmet... Kimler yoktu ki. Akın’lar bile oradaydı. Hani, Kılıçdaroğlu’na seçim şarkısı yazan Onur’la, Çırağan’da kahvaltılı karanlığa dahil oluşunu “İçinizde ışık varsa karanlığa götüreceksiniz!” diye açıklayan Sunay. Başbakan muhalif sanatçıları kastederek ‘müsvedde’ dediğinde Rutkay’ın “Kendine yakışanı söylemiş!”, Onur’un “Böyle konuşmasını Başbakan’a yakıştıramadım!” biçimindeki tepkileriyle düştükleri ‘yorum ayrılığı’ bile artık anlamını yitirmiş ki, oy sırasında birbirlerine gülümsüyorlardı. Hikmet, sanki Ege’den esip de gelmişti, kekik kokuyordu. Tarık, Sürü’nün setinde gibi sırım mı sırım, Rutkay’ın sesi gök gürültüsünü andırıyor...
Oy kulübesine hangisi girse, öyle bir basıyor ki mühürü, düzen 9 şiddetinde sarsılıyor. Sistemin fayı ortadan çatırdıyor! Ne saray kalıyor yıkılmadık, ne hanedan! Menkul Kıymetler Borsası’nda kaçışan kaçışana. Sigortaların, bankaların çatıları uçuyor, camları şangırdıyor. Tersanede ara ki bir patron bulasın! Gayrettepe’deki polislerin tamamı izinli! Nazlı Hanım’ın çıkacak kanalı kalmadığı için bütün doktor ve kuaför randevularını iptal ettirmiş! Oral Hamburg’a Cengiz New York’a, Murat Paris’e uçmuş!
Oy pusulasını deprem sarsıntısı gibi mühürleyen mühürleyene. Mine orda, Zeynep, Ece, Can, Haluk, Zülfü, Şükran... Kimler yok ki, şimdiye dek gölgesini sola düşürerek CHP de duran herkes orda. Aydınlığa gönüllü herkes gölgesiyle yer değiştirmiş! “Onca yıldır CHP’yi savunduğun halde seni aday göstermeleri akıllarına bile gelmedi!” diye takıldığımda “Ben gerçek solcuyum, aday gösterirler mi!” diye yanıtlayanların bile artık içleri rahat. Çıkmaz sokakta dönüp durmaktan kurtulmuş gibiler! Halil bile orda. Ne ‘Yetmez ama evet!’ yıkıntısı kalmış, ne ‘ İslâm entellektüelleri’ takıntısı! Uzaktan tıpkı liseli yıllarımızdaki gibi gülümsüyor. CHP PM’ye konup uçan Enver, sonunda yuva kuracağı dalı bulmuşcasına mutlu! Artik hepimiz el ele, omuz omuza aynı noktada KUP’ da yani Komünist Uzay Partisi’nde buluştuk diye heyecandan yerimde duramıyorum! Oyunu verip yanımdan geçerken Hikmet uzayda açan çiçeklerden söz ediyor. Rutkay ‘Uzaylılar da olmasa buluşamayacaktık!” diyor. Sunay, müzesine uğrayıp, yeni uzay bölümünü görmemi istiyor. Tolga KUP’a geçtiğini açıklarken, ‘İyiki KUP oluştu da ben de öz yuvama kavuştum!’ diyor. Sevinçten titriyorum.
Tam kulübeye girerken, o benim kahrolası şansızlığım bu kez de bir sivrisinek kılığında gelip karşıma dikilmesin mi! Elime aldığım mühürü deprem şiddetiyle oy pusulasındaki KUP’a vuruyordum ki, kendi yüzüme kendi ellerimle attığım bir tokatla uyandım. Bari sivrisineği yakalamış olsaydım da, onunla avunsaydım. Uzaylı kurnazlığıyla bir anda sır oldu! O kadarcık avuntudan bile yoksun bir halde, şafak vakti balkona çıkıp düşlerime sığındım!
Rüya diyip geçmeyin! Sivrisineğin uçan daireyi andıran ince sazı eşliğinde dolaştığım o rüyadan, korunma içgüdüsüyle kendimi tokatlayarak uyanıp gerçeğe döndüğümde, sanki bir dersaneden çıkmış gibiydim. Ben o kadar çok şeyi Lenin’in, Marks’ın kitaplarından bile öğrenmedim. Öyle ya, onların uzayla ne ilgisi var? Uzay çağı bizim çağımız. Onlar uzay çağının sosyalizmi ve partisinin inşa sorunlarını nerden bileceklerdi?
Sözgelimi ‘yurtseverlik sorunu’! Bu olgunun ‘temel sorun’ olarak önümüze çıkması ‘çağdaş’ bir durum değil mi? Yani günümüzde dünyalının komünistliği, yaşadığı coğrafyaya göre yurtseverlik kokarsa, bu koku uzay çağının ‘yeni dünya düzeni’ evresinde onun başına belâ olur! Oysa komünist partiyi uzaylılar kursa, dünyalı olmadıkları için bu kokuya bulaşmanın korkusu da kalmaz. Daha önemlisi: Kendisini marksist diye niteleyen kime sorsan, dünyalının kurduğu KP’ler için “Varlıklarıyla yoklukları belli değil; onlara verilecek oy boşa gider!” diye sızlanmıyor mu? Demek ki, herkes bu sorunun çözümünü uzaylılardan bekliyor. Zaten ben de o rüyayı, böyle bir bekleyişin sıcak, şevkatli kollarında görmüş olmalıyım. Ta ki, dünyalı minicik bir sivrisineğin ince saz nağmeleriyle yüzüme konmasına dek. Rüya böyle bir şeydir. En dipsizi bile gerçeğin en miniciği karşısında sığlaşıverir! ‘Rüyadan uyanmak’ da zaten gerçeğe toslamaktır. Rüya promili yüksek olanlar, uyku halini gerçeklikte de sürdürür. Bu bazen, hiç uyanmamak üzere ‘sonsuz uyku’ halidir! Düş ise başka. Düş uyku hali değildir. Uyanıkken kurulur. Hatta, uyanıklık halinin derinleşmesidir. O nedenle düşe düşmanlık benim aklımdan geçmez. Rüyadan gerçeğe uyandığım o şafak vaktinde, düş’e durmam bundandır.
Doğruyu canı pahasına arama konusunda kendisiyele kimsenin yarışamayacağı oto tamircisi arkadaşım Aziz’le, bu rüyamdan birkaç gün sonra karşılaştım. Sohbetimiz sırasında “Seçim öncesi, çok sevdiğim ve sosyalistliğinden kuşku duymadığım üç kişiye, kime oy vermeliyiz diye sordum, üç ayrı yanıt aldım, biri CHP yi önerdi diğeri bağımsızları, sen TKP’yi! Ne yapacağımı şaşırdım!” O böyle konuşunca aklıma rüyam geldi, “Uzaylıları bekliyorsan oyunu CHP’ye verseydin!” dedim. Öylesine içtenlikle gerçeği arayan bir emekçi ki,“Uzaylı mı?” diye şaşaladı. Açıkladım: “Aziz, sen tamirhanedeki işler için uzaylıları mı bekliyorsun, yoksa sabahın köründe işçi tulumunla kendin mi işe soyunuyorsun? Baban, seyyar tezgâhına soğanı, patatesi dizdiğinde, evde uzaylı mı bekliyor, sabahın köründe yola düşüp sokak sokak müşteri mi arıyor? Sizin köydekiler tarlayı eksin, harmanı savursun diye uzaylı mı bekliyor? Devrimci mücadele de buna benzer, işine kendin soyunacaksın, uzaylı beklersen yandın!”
Aziz’in, kaybettiği oyuncağını bulmuş çocuk gibi sevindiğini görünce sürdürdüm: “Çözümün havadan pat diye düşmesini beklemek ayakları yere basmayan aydın özelliğidir! Kafalarıyla olsa da ayaklarıyla yeryüzünün gerçeğinde olmadıkları için, zaten onlar da kendilerini biraz uzaylı görürler. Evet devrimci örgütlenmeyi ‘gücü ne ki’ diye küçümsüyorlar. Ama, yeryüzüne basarak değil, havadan bakarak. ‘Devrimci örgüt sorunu’nun çözümünü uzaylılardan beklemeleri de bu yapılarının sonucudur. Sen de onlar gibi düşünüyorsan git CHP’yi destekle! Yok tamirhanendeki bitirmen gereken işe bakar gibi bakıyorsan, işe onun gerektirdiği biçimde bizzat soyunacaksın, çıkmaz sokaklarda dolaşmak istemiyorsan, rüyayla avunmak istemiyorsan başka yolun yok!” Aziz, “Gerçeği nasıl görmüyorlar, anlamıyorum!” diye söylendi kendi kendine. Anlamadığı şeyin ‘uzaylıları bekleyen aydınlar’ olduğu sesindeki öfkeli ışıltıda gizliydi. “Boşver, onları ben de anlamıyorum!” dedim.
Doğrusunu söylemek gerekirse, uzaylıların güçlü bir parti olarak KUP’u kurduklarını ve bütün sosyalistlerin onda buluştukları rüyasından sabahın köründe uyanıp, ‘Bu rüyamı yazmalıyım’ diye masaya oturduğumda ve “Sivrisineğin gerçeğe çağrısı!’ başlığıyla yazmaya koyulduğumda hâlâ rüyadaymışım gibi tasasız ve mutluydum. Ta ki saatin çalıp, işine gitmesi için karımı uyandırmasına kadar. Uyanıp da, ‘Ne yapıyorsun?’ diye sorduğunda, daha ‘Uzaylılar ‘ diyip, ‘temel sorunları çözdüğü bir rüya gördüm’ diye sözümü tamamlayamadan, karımın, “Senin hangi sorunlarını uzaylıların çözeceğini bilmem ama, kahvaltı için ekmek sorununu senin çözeceğini biliyorum!” diye söylendiğinde uzaydan yeryüzüne ağzımın üstüne düşmüş gibiydim. Ne, ‘Saksıdan biraz toprak ıslatıp yoğurayım, onu yeriz, elimiz çamura bağlı!’ diyecek halim vardı, ne de bir uzay servisini kahvaltı masasına indirecek mecalim!
Şahsen ben, aydınları uyandırmanın emekçi halkı uyandırmaktan daha meşakkatli olduğunu sivrisinek sayesinde öğrendim. Kendi kendilerini tokatlamalarını sağlamanın mutlaka bir yolu olmalı. Dedim ya, ne ayakları yeryüzünde olan işçi işini görsün diye uzaylıyı bekliyor, ne de harman yerine uçandaire pisti kurmayı düşünen köylü var! Ama uykudalar. Düzenin sosyalist mücadeleyle değişeğini düşünen ‘uyanık’ aydınlar mı? Dedim ya, onların elleri çamura bağlı; saflarına katılacakları ‘güçlü parti’ için, şimdilik taklitinde ‘idare ederek’ uzaylıyı bekliyorlar!

(SolHaber 28.07.2011)

Nihat BEHRAM | Tüm Yazıları
Hits: 2104