Sefaleti Kimler Yok Etmez?

~ 25.09.2020, Tevfik KIZGINKAYA ~

Sefalet, yokluk ve yoksulluk içinde yaşamaktır. Cehalet gibi sefaleti de görüntüde kimse istemiyor ama sefalet dünyanın ve ülkemizin temel sorunu olmaya devam ediyor.

Neden yok edilmediği sorusuna yanıt, sefaletten kimlerin yararlandığı gerçeğiyle verilebilir.

*****

İnsanın, çağın koşullarına göre insanca yaşayabilmesi için bir işe, çalışmaya ve yeterli bir gelire gereksinimi vardır.

Çalışma hakkı, uluslar arası sözleşmelerde (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uluslar arası Çalışma Örgütü) ve Anayasada var olan insanın temel hakkıdır.

Anayasaya (Md.49) göre “Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir. Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları korumak, çalışmayı desteklemek ve işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak için gerekli tedbirleri alır.”

Devlet, Anayasanın değiştirilemez nitelikteki 2. Maddesinde var olan “Türkiye Cumhuriyeti … sosyal bir hukuk devletidir” tanımı gereği bu tedbirleri almakla görevlidir.

Anayasa Mahkemesi (26.10.1988) kararı da “güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak gerçek eşitliği yani sosyal adaleti ve toplumsal dengeyi sağlamakla yükümlü devlettir…” şeklinde Sosyal Hukuk Devletini tanımlamıştır.

Anayasa ve yasalarda açıkça belirtilmiş olan devletin bu görevini yerine getirme görevi ise devleti yöneten siyasi iktidarların görevi ve sorumluluğudur.

Yanıtlamaya çalıştığımız soru da buradadır. Tüm siyasi partilerin programlarında bulunan ve her seçim döneminde halka vaat olarak söylenen yokluğu ve yoksulluğu yani sefaleti yok etme politikaları neden uygulanmaz?

*****

Yine yüz yıl öncesine gidelim ve üç kuşak önceki halimize, milletin ve memleketin haline ve bu konuda neler yapıldığına bakalım.

Nüfusun yüzde 78’i köyde (40 bin) yaşayan köylüler ülkesiyiz. Geçim kaynağımız tarım ama işlediğimiz toprak padişahın. Ürettiğimizin bir kısmı kendimizin, gerisi payitahtın yani devletin. Fabrika, sanayi yok düzeyinde. Her şey dışarıdan alınıyor. Devlet borç içinde (216,2 milyon dolar), maliyesi yabancıların kontrolünde ve kapitülasyonlarla teslim alınmış durumda. Ulaşım ve haberleşme yok. Memleket yokluk, millet yoksulluk içinde.

Bu koşullarda Mustafa Kemal Atatürk’ün (9 Eylül 1922) yaptığı saptamayı anımsayalım.

“Asıl savaşımız şimdi iki cephede başlıyor. 1. Cehalete, 2. Sefalete karşı.”

Sefalete karşı “Toplu Kalkınma Hamlesi” politikası ile verilen savaşın temelinde “tarımda ve sanayide üretim” vardır.

İlk olarak üç beyaz olarak tanımlanan temel tüketim maddeleri un, şeker ve bezi ithal etmek yerine kendimiz üretmeye başlıyoruz. Pancar, buğday ve pamuk nerede üretiliyorsa orada fabrikası kuruluyor. Haritada (Serdar Şahinkaya, Cumhuriyet Ekonomisinin İnşası) görüldüğü gibi, ülkemizin dört bir yanına Şeker Fabrikaları, Dokuma ve İplik Fabrikaları, Un Fabrikaları kuruluyor. Tüm yurttaşların bir işe ve ekmeğe sahip olacağı şekilde çalışma alanları açılıyor, istihdam yaratılıyor. Bu fabrikalarda sinema, tiyatro, restoran, spor alanları gibi insanımızın sosyalleşeceği ve kendini sanatla, sporla geliştireceği tesisler de yapılıyor.

1923-1938 arası açılan fabrikalar, kurulan üretim tesisler, çiftlikler ve yapılan yollarla ilgili bilgiyi yazının sonunda bulabilirsiniz.

Tarımda ham maddeyi üreten çiftçi, fabrikada ham maddeyi işleyen işçi emeğinin karşılığında kazandığı gelirle yaşıyor, özgürleşiyor ve vatandaş kimliğine kavuşuyor.

Devletçilik İlkemiz temelinde uygulanan planlı kalkınmayla 200 yıl geride kaldığımız sanayileşme sürecini yaşıyoruz. Birinci beş yıllık planda sanayileşmede beş alan seçiliyor;

  • Mensucat Sanayi (Pamuklu, yünlü, kendir)
  • Maden Sanayi (Demir, sömikok-taşkömürü, kömür ve türevleri)
  • Selüloz Sanayi (Kağıt, karbon, selüloz, suni ipek)
  • Seramik Sanayi (Şişe, cam, porselen)
  • Kimya Sanayi (Zaçyağı-sülfürik asit, klor, sudkostik, süper fosfat)

Sonuç, 1923-38 arasında yüzde 96 sanayileşme hızı ile dünyada üçüncü ülke oluyoruz.

Ne yazık ki 1940’larda Devletçilik İlkemizin ve Planlı Kalkınmanın terk edilmesiyle Halk, yine yokluğun ve yoksulluğun pençesine bırkılıyor.

  • Topraksız köylüyü toprak sahibi yapacak Toprak Reformunun büyük çiftlik sahiplerince engellenmesi,
  • 1945’de Kalkınma Planının özel sektörün desteklenmesi şeklinde değiştirilerek Devletçilik İlkesinden uzaklaşılması,
  • ABD’den alınan yardımların koşulu olarak sanayileşmeden vazgeçilmesi…

Tam Bağımsızlığımız yok edilmiş, Cumhuriyet Devrimimiz durdurulmuştur. O koşullarda yapılan tüm fabrikalar, üretim tesisleri ve kuruluşlarımız RTE-AKP tarafından satılmıştır.

*****

Halkın yokluk ve yoksulluk içinde olması, sermayenin ve desteklediği siyasi iktidarların Halkı kendisine muhtaç etme politikasının bir sonudur. Halkı kaderci, şükreden, hakkını aramayan ve biat eden bir kitle durumuna getiren de Köy Enstitülerini kapatan bu liberal politikalardır.

Yokluğu ve yoksulluğu bitireceğini söyleyerek, dar gelirli Halktan aldıkları destekle iktidara gelenler “sosyal yardım” adına dağıttıkları gıda maddeleri ve yakacaklarla yoksulluğu yönettiler, bitirmediler.

*****

Bu politikaların günümüzde yarattığı sonuç, RTE-AKP iktidarıdır.

Günümüzde AKP’ye üye olmak ya da destekçisi tarikatlara mürit olmak işsizlikten ve yoksulluktan kurtulmanın çözüm yolu olarak görülmektedir.

AKP’ye kayıtlı 10 milyon 295 bin üye ve bilinen 30 tarikatın 2 milyon 600 bini aşan mürit RTE-AKP’nin doğal tabanıdır.

Tarikatlara katılanların sayısı, CHP’nin 1 milyon 255 bin üyesinin iki katından fazladır.

2018 yılında sosyal yardım alanların 30 milyonu aşması, yoksulluğun ve işsizliğin boyutunu ve RTE-AKP iktidarının oy tabanını gösteriyor. 2018 genel seçiminde AKP’nin 20 milyon 213 bin 915 oy almasının önemli bir nedeni olarak ortaya çıkıyor.

Halkın çalışarak gelir elde etme isteğini yok eden, oturduğu yerde aldığı harçlık gibi yardımlarla yaşamaya ve yiyecek paketleriyle karnını doyurmaya alıştırılan bu sömürü düzeninde kazanan ise, RTE-AKP iktidarıdır, kendisinin yarattığı sermayedir, ülkemiz kaynaklarının sunulduğu uluslar arası sermayedir.

*****

Sefaletin kaynağı çalışacak bir işin ve gelirin olmamasıdır, işsizliktir. Yarattığı açlık korkusu ise hastalık gibi insanın içini kemiren bir korkudur.

Açlık korkusu hukuksuzluğu, şiddeti, yasadışı faaliyetleri, toplumsal dayanışmanın ve barışın bozulmasını getirir. Böylesi bir toplumsal yapı, sefaleti yaratan düzenin işine gelmektedir. Kendi içinde çatışan ve huzursuz olan toplumda bireysel korkular öne çıkar ve insanlar arasında dayanışma yok olur.

Cehaletle sefaletin bir arada olduğu toplumlarda bu sonuca ulaşmak çok daha kolaydır ve Liberalizmin amacı da budur; örgütsüz, hesap soramayan, haklarını arayamayan bir toplum.

*****

Aç kalan insan sorgusuz sualsiz kendisini besleyene bağlanır. RTE-AKP iktidarı da böyle yapıyor ve iktidarını sürdürüyor. RTE-AKP iktidarını yaratan ve destekleyen bu neoliberal düzenin aksayan yerlerini düzeltmek ve iyileştirmek iddiası siyasi muhalefetin iktidar olmasını sağlamaz.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bugünün içteki ve dıştaki egemenlerinin 100 yıl önceki temsilcilerine karşı verdiği Tam Bağımsızlık ve Ulusal Egemenlik mücadelesinin sonunda Devrimle kurulmuştur.

Toplu Eğitim ve Toplu Kalkınma politikalarıyla da Halkı cehaletin ve sefaletin karanlığından kurtarmanın savaşı verilmiştir. 10. Yıl Marşı bu savaşlarda kazanılan zaferlerin sonucudur.

Her iki yazının sınırları içinde ana hatlarıyla yer verebildiğim Cumhuriyet Aydınlanması ve Karma Ekonomi Modele dayalı Planlı Kalkınma iyi bilinmeli ve doğru değerlendirilmelidir ki cehalet ve sefalet yok edilsin.

Bu düzenden çıkışın bir tek yolu vardır;

Cumhuriyet Devrimimizin İlkeleri temelinde, çağımızın bilim ve teknolojisiyle, akla ve bilime dayalı laik eğitim ve kendi kaynaklarımıza dayalı Halkçı ve kalkınmacı planlı üretim ekonomisidir

23.09.2020

M. Tevfik KIZGINKAYA

Sanayileşme Yolunda…

1923  Türkiye Şeker Fabrikaları şirketi kuruldu. (19 Nisan)

1924  Sanayide ve ticarette kalkınmaya katkıda bulunması amacıyla Gazi Mustafa Kemal tarafından Türkiye İş Bankası  kuruldu. (26 Ağustos)

1924  Ankara Fişek Fabrikası ve Gölcük Tersanesi kuruldu.

1925  Osmanlı döneminde kurulmuş olan Feshane Yünlü Dokuma, Beykoz Deri ve Kundura ile Hereke İpekli ve Yünlü Dokuma Fabrikaları devir alındı ve işletilmesini sağlamak amacıyla Sanayi ve Maadin Bankası kuruldu. (19 Nisan)

1925  Gazi Mustafa Kemal’in çaba ve gayretleriyle Ankara Orman Çiftliği kuruldu. Çiftliğin tüm masraflarını kendisi karşılayan Mustafa Kemal 1937’de çiftlikleri ve içerisindeki köşkleri Millete armağan etmiştir.

1925  Eskişehir Hava Tamirhanesi ile özel sektöre ait Şakir Zümre Silah ve Cephane Fabrikası ve Adana Mensucat (Dokuma) Fabrikası kuruldu.

1926  Çıkarılan bir yasa ile petrol arama ve işletme hakkı devlete verildi.

1926  Alpullu Şeker FabrikasıUşak Şeker Fabrikası ve Kayseri Uçak Fabrikası ile inşaat demiri üreten ilk haddehane İstanbul’da kuruldu. 

Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri, Bakırköy Çimento Fabrikası faaliyete geçti.

1927  Kırıkkale Mühimmat FabrikasıBünyan Dokuma FabrikasıEskişehir Kiremit Fabrikası ve Bursa Dokumacılık Fabrikası kuruldu.

1927  Ankara-Kayseri, Samsun-Havza-Amasya tren hatları yapımına başlandı. Beş yılda da Amasya-ZileAnkara-SivasKayseri-Şarkışla, Kütahya-Emirler, Fevzipaşa-Gölbaşı, Gölbaşı-Malatya, Ulukışla-Niğde, Zile-Sivas, Kütahya-Balıkesir arasında tren hatları yapıldı.

1928  Koruyucu hekimliğin tahlil, kontrol, üretim ve araştırma görevlerini yürütmek amacıyla Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi kuruldu. (27 Haziran)

1928  Kırıkkale Elektrik Santrali ve Çelik Fabrikası, Malatya Elektrik Santrali, Ankara Çimento Fabrikası ve Gaziantep Mensucat Fabrikası kuruldu.

1928  Anadolu Demiryolu Şirketi yabancılardan satın alındı.

1929  Ankara Havagazı Fabrikası, Ayancık Kereste Fabrikası, Trabzon Hidroelektrik Santralı ve İstanbul Otomobil Montaj Fabrikası kuruldu.

1929  Mersin-AdanaAnadolu-Bağdat, Mersin- Tarsus Demiryolları yabancılardan satın alındı.

1929  Haydarpaşa Limanı yabancılardan satın alındı.

1930  Kayaş Kapsül Fabrikası ve Nuri Killigil Tabanca, Havan ve Mühimmat Üretim Tesisleri kuruldu.

1933  Sanayi kuruluşlarına kredi vermek ve sanayinin gelişmesine ilişkin tedbirler almak üzere Sümerbank kuruldu. (11 Temmuz)

1933  Devlet Hava Yolları, Petrol Arama ve İşletme İdaresi ile Altın Arama ve İşletme İdaresi kuruldu. (20 Mayıs)

1934  Eskişehir Şeker Fabrikası, Turhal Şeker Fabrikası, Bursa Süt Fabrikası, İzmit Paşabahçe Şişe Cam Fabrikası, Zonguldak Antrasit Fabrikası, Zonguldak Kömür Yıkama Fabrikası, Keçiborlu Kükürt Fabrikası, Isparta Gülyağı Fabrikası, Ankara, Konya, Eskişehir, Sivas Buğday Siloları ile Kayseri, Konya Ereğli ve Bakırköy Bez Fabrikaları kuruldu.

1935  Devletin maden ve enerji ihtiyacını sağlamak amacıyla Etibank ( 2 Haziran) ve Maden Tetkik Arama Enstitüsü (14 Haziran) kuruldu. İstanbul Rıhtım Şirketi yabancılardan satın alındı.

1935  Nazilli Basma Fabrikası, Bursa Merinos Fabrikası, Gemlik Suni İpek Fabrikası kuruldu

1936  Madenlerin millileştirilmesi politikasına gidildi.

1936  Ankara Çubuk Barajı, Zonguldak Taş Kömürü Fabrikası, Nuri Demirağ Uçak Fabrikası, Malatya Sigara Fabrikası, Malatya İplik Fabrikası, Bitlis Sigara Fabrikası, Elazığ Şark Kromları İşletmesi kuruldu.

1936  İzmir Havagazı Şirketi ve İstanbul Telefon Şirketi yabancılardan satın alındı.

1937  Malatya Bez Fabrikası, İzmit Kağıt ve Karton Fabrikası, Karabük Demir Çelik Fabrikası ile Urfa Ceylanpınar Devlet Üretme Çiftliği kuruldu. Diyarbakır-Cizre demiryolu yapıldı. Trakya-İstanbul Demiryolları ve Kozlu Kömür İşletmeleri yabancılardan satın alındı. 

1938  Divriği Demir Ocakları, Sivas Çimento Fabrikası kuruldu.

https://kurgusuz.com/sefaleti-kimler-yok-etmez/

Tevfik KIZGINKAYA | Tüm Yazıları
Hits: 160