Tek sorumlu yurttaş mı?

~ 17.06.2020, Deniz Yıldırım ~

Tedbirler gevşetildi. Virüs yok olmaya yüz tutmuş gibi bir hava, yönetenler eliyle topluma aktarıldı. Haziran başından itibaren de sokak yeniden canlanmaya başladı. Adı da “yeni normal”. Albert Camus’nün Veba romanının son sahneleri yaşanıyor dışarıda; aradaki tek fark, orada salgın sona ermişti; bizdeyse sürüyor.

Hepimiz biliyoruz ki, iktidar en başından beri halk sağlığı ile ekonomi arasında denge arayışıyla bir oraya bir buraya yönelen kararlar alıyor. Nitekim “normalleşme” adı verilen yeni durumun, virüsün ortadan kalkmasıyla değil, zaten kötü durumda olan ekonominin bu yükü daha fazla kaldıramamasından duyulan endişeyle ilgili olduğunu anlatmaya gerek yok.

Durum böyle olunca, yani iktidar cephesi, virüsle mücadelede izolasyon, karantina, seyahat kısıtlaması, sosyal ve ticari alanların kapatılması gibi kararları ekonomik ve sosyal gerekçelerle alamaz ya da sürdüremez hale geldikçe, sorumluluğu kendi dışına, topluma yıkıyor. “Bizden değil, sizin ihmallerinizden oluyor” mesajı alttan alta işleniyor. Her yeri açıp, “vatandaş tedbir alsın, maske takalım, mesafe kuralına uyalım” uyarıları yapıyor yöneticiler. Güzel, elbette maske takalım. Ancak sorun şu ki, sıradan vatandaş olarak o uyarıyı biz de yapabiliyoruz.

Sorumluluk sadece yurttaşa yüklenince; tedbirleri önemseyenlerle boş verenler arasında, siyaset felsefesinde sözleşme kuramcısı düşünürlerin devlet öncesi dönemi tarif etmek için kurguladıkları tarzda bir “Doğa Durumu” oluşuyor. Özellikle de Thomas Hobbes’un formülünde olduğu gibi. “İnsan insanın kurdu” tablosu bu; maske takanlar takmayanlara tepkili, uyardığınızda, maske takmayanlar maskelilere tepkili; hatta maskeliler arasında da uzak durma telaşı, karşısındakini potansiyel virüs taşıyıcısı olarak görmeye dayalı korku yaygın. Durum böyle olunca da, devlet Leviathan olarak göreve çağrılıyor.

Tuhaflıksa şurada: Başka zaman hemen her konuyu güvenlik sorununa dönüştüren, zor gücünü bu temelde büyüten ve devletin bu eksende her alana müdahil olmasını savunan iktidar koalisyonu, konu virüs olunca, özellikle de haziran başından beri, devletten çok bireye sorumluluk yüklüyor. Olağan zamanların otoriter devletçileri, virüsle mücadelede bireyci liberalizmi keşfediyor.

Diğer yandan, devletin diğer zamanlar otoriter temelde genişlemesine, müdahil olmasına karşı çıkan; bireyin hak ve özgürlüklerine daha fazla yer açılmasını savunan kesimler de virüsle mücadelede devletin zorlayıcı gücünü keşfediyor, yasaklar için göreve çağırıyor. Toplumun kendi kendisini örgütlemekte, kendi tedbirlerini başkalarını da dikkate alarak uygulamakta zayıf kalışı, maske takmayanlar örneğinde de görüldüğü üzere, başlı başına bir sorun. Böyle olunca da devleti çağırmak olgusu, muhalifler için bile zor gücüyle özdeş tedbirlerle sınırlanıyor; ekonomik nitelik, sınıflar, bölüşüm adaletsizliği, farkındalık yaratma arayışıyla toplumsal örgütlenme boyutu es geçiliyor.

Ekonomik gerekçeler

Sanıyorum devletle birey arasına ya da otoriterlik ile liberalizm zeminine sıkıştırılan bu zıtlık ya da sorumluluğu yükleme kavgasında asıl sorun da burada. 

Hatırlayalım: 4 Haziran gecesi apar topar bir karar açıklandı; izleyen hafta sonu 15 şehirde yine sokağa çıkma yasağı uygulanacaktı. Ertesi gün Erdoğan bu kararı iptal ettiğini duyurdu. Yeni sistemde uyum, koordinasyon, karar alma süreci adına işleyişin (daha doğrusu işlemeyişin) nasıl olduğunu görmek için iyi bir örnekti elbette. Ancak daha önemlisi, bu iptal kararının gerekçesiydi. Şöyle diyordu Erdoğan: “Tek amacı hastalığın yayılmasını önlemek ve vatandaşımızı korumak olan bu kararın, farklı sosyal ve ekonomik sonuçlara yol açacağı anlaşıldı. 2.5 aylık bir aradan sonra yeniden günlük hayatını düzenlemeye başlayan vatandaşlarımızın sıkıntıya düşmesine gönlümüz razı olmadı.”

İktidar, aldığı tedbirleri ekonomik gerekçelerle kaldırdığını ilan ediyor. Bu ortamda da vaka sayıları yeniden artıyor. Sorun sadece maskesiz gezmemiz mi, yoksa iktidarın ekonomik gerekçelerle, alması gereken tedbirleri almaktan geri durması mı? Asıl zıtlık burasıdır.

Ekonomi kötü, işsizlik kapıda, esnaf dertli; iktidar bütün bunların tabanını eritmesinden endişeli. Kimi şahısların yeni infaz düzenlemesi ile salıverilmesi, Meclis’in açılmasıyla apar topar muhalefet partilerinden milletvekillerinin vekilliklerinin düşürülmesi, bekçilere verilen yetkilerin genişletilmesi hep bu temelde bir zor inşasının işaretleri. Yani iktidar zorlama gücünden çekilmiyor; bu gücü ekonomik çıkarlara göre yapılandırıyor. Eleştirip çare önerenlerin de buna göre, ekonomi temelli siyasi analiz yapması gerekmez mi?

https://www.cumhuriyet.com.tr/


Deniz Yıldırım | Tüm Yazıları
Hits: 237