Mengücek Gazi Çıtırık: 'Adalet Yürüyüşüne Gerek Yok mu ?'

Yaz sıcağını hissetmeye başladığımız şu günlerde , korana virüs nedeniyle alınan tedbirlerin yumuşatıldığı, kaldırıldığı ve virüsle mücadelenin devlet politikası olmaktan çıkartıldığı, birey -yurttaşın sosyal mesafe, hijyen ve maske kurallarına uyarak bu tehdit ile baş başa bırakıldığı , ülke gündeminin sıklıkla değiştiği, gerçek gündem ve çözüm bulunması gereken işsizlik, yoksulluk, gelir adaletsizliği, sosyal güvenceden yoksun olmak gibi sorunların iktidar tarafından görmezden gelindiği, erken seçim,kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının yapısı ve seçim sisteminde yapılmak istenen değişiklikler, üç milletvekilinin bu sıfatlarının düşürülmesi, Bekçi Yasası ,Ayasofya’nın ibadete açılıp açılmaması gibi konu başlıklarıyla gündeme yetişmek, yakalayabilmek gerçekten zorlaştı.

 

Siyasi iktidarın ciddi bir güç kaybı içinde olduğu, ülkeyi yönetemediği bilinen bir gerçekçilik. Bunun üzerine siyasi iktidarın desteğini yitirmesini sorun olarak görmemesi, iktidarını sürdürebilmek için her şeyi yapabilmeyi göze aldığı uygulama ve düzenlemeler içinde olduğunu görmezden gelemeyiz. Ülkemizin dünya devletleri içinde demokrasi ve hukuk devleti (!) sıralamasındaki, basın ve ifade özgürlüğündeki yeri, özgür olmayan ve otokrasiyle yönetilen ülkeler içinde yer alması gerçekliği ve pandemi dönemini temel hak ve özgürlükleri daha da kısıtlamak için kullanmaya çalıştığı bir sürecin içinden geçmekteyiz.

 

15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra, ortaya çıkan şiddet olaylarını bastırmak ve bozulan kamu düzenini yeniden sağlamak için anayasal yönetim şekli olan, sınırları anayasada çizilmiş olan olağanüstü hal, 21 Temmuz 2016 ‘da ilan edilmiş, 7 kez uzatılarak 19 Temmuz 2018’de olağanüstü hal son bulmuştur. Bu iki yıllık süre içinde 36 Kanun Hükmünde Kararname yayınlanmıştır. Anayasa’ya göre sınırlı, istisnai bir yönetim şekli olan olağanüstü hal süresince çıkartılan KHK’ler incelendiğinde, olağanüstü halin gerekli kıldığı konularla sınırlı olmak kaydıyla çıkartılmadığı, darbe girişimcileriyle Hukuk Devleti içinde kalınarak hesaplaşmak yerine , “ Allah’ın bir lütfu olarak “ ayaklarına gelen bu durumda siyasi iktidar, darbecilerle hesaplaşmaktan çok, ülkedeki tüm muhalifleri de içine alan uygulamalar içine girdi. KHK’ler ile bir yargı kararı olmaksızın, nasıl belirlendiği belli olmayan terör örgütüyle irtibatlı ve iltisaklı oldukları saptanan ve adları Ekli Listede olan yüz binlerce kişi başka da bir işleme gerek olmaksızın kamudaki görevlerinden ihraç edildiler. Yüz bini bulan tutuklamalar yaşandı. Yapılan yargılamaların, adil yargılanma ilkesini ihlal eden yönleri ortaya çıktı. Türkiye’nin mevzuatı allak bullak edildi, yüzlerce yasada değişiklik yapıldı, cezaevlerinden kötü muamele ve işkence uygulamalarına dair sesler yükseldi, saptamalar yapıldı. Binlerce okul, dernek, vakıf, televizyon, dergi, radyo kapatıldı. Olağanüstü halin ilan edilmesiyle ilgisi olmayan kar lastiği takılmasından, evlilik programlarının yasaklanmasına, Milli Savunma Üniversitesinin kurulmasına kadar yüzlerce konuda değişiklik yapıldı. İstisnai ve sınırlı yönetim anlayışı yerine, siyasi iktidarın keyfiyetine dayalı, hukukla bağlı olunmayan bir yönetim şeklini ve bu sürecin getirdiği ağır ve onarılmaz dönemi ülke olarak yaşadık ve yaşamaya da devam ediyoruz. Bir de olağanüstü hal koşullarında yapılan 16 Nisan 2017 anayasa değişikliğine dair plebisitle, kuvvetler ayrılığına son veren, tüm güçleri tek kişiye bağlayan ve sadece ülkemize özgü bir rejim değişikliğine gidilmiştir.

 

 

Olağanüstü hal dönemini temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanması ve muhaliflerin tasfiyesi için kullanan siyasi iktidara karşı, toplumun her kesiminden yükselen adalet arayışlarını  ve MİT Tırları yargılamasından yirmi beş yıl hapis cezası alan ve tutuklanan Enis Berberoğlu’nu da gerekçe gösteren CHP Genel Başkanı sayın Kemal Kılıçdaroğlu, 14 Haziran 2017’de Ankara Güvenpark’tan başlattığı, 9 Temmuz 2017’de İstanbul Maltepe’de miting ile noktaladığı, hak / hukuk / adalet yürüyüşünü gerçekleştirdi. Uluslararası Siyasi Danışmanlar Derneği, bu yürüyüş nedeniyle, ülkesindeki demokrasiyi teşvik eden, demokratik değerleri cesaretle savunması nedeniyle Sayın Kılıçdaroğlu’na Kasım 2017’de Demokrasi Ödülünü verdi.

 

Aradan üç yıllık zaman dilimi geçmiştir. Bu üç yıllık süre içinde toplumun her kesiminden adalet sesi daha da yükselmektedir. Dünyada ilk üçte olduğumuz, Avrupa’da ise birinci sırada olduğumuz iş cinayetlerinde azalmamı olmuştur yoksa daha da mı artmıştır? Kadına yönelik taviz, şiddet, öldürme, yine çocuklara yönelik cinsel istismarda ve bunlara dair yargılamalarda iyi hal (!) uygulamalarında azalma mı olmuştur yoksa daha da mı artmıştır? Demokrasinin olmazsa olmazlarından olan basın özgürlüğünde dünyada 154.sırada olan, en çok gazetecinin tutuklu olduğu üç ülke arasında yer alan, sadece gazetecilik kimliklerinden dolayı gözaltına alınan, tutuklanan, işinden olan gazeteci sayısında azalma mı vardır yoksa artış mı vardır? Yıllarca adaletin gerçekleşmesini bekleyen ailelere, adaletin tecelli ettiğini gösteren, vicdanları rahatlatan kararlar mı verilmiştir yoksa adı İnfaz Yasası olan ama sonuçlarıyla gizli bir af olduğu ortada olan bu uygulamayla toplumsal huzur ve barış sağlanabilmiş midir? Çocuğunu Çorlu tren kazasındaki yitiren, adaletin gecikmesi üzerine tepkisini dile getiren ancak bunlar nedeniyle yargılanacak olan anne için adalet gerçekleşmiş midir? Ya da Gezi Direnişinde yitirdiğimiz gençlerin dosyalarında adalet yerini bulmuş mudur? Örnekleri çoğaltmak mümkündür.

 

Anayasa Mahkemesi başkanının hukuksuz kalan devletin, yaşam destek ünitesine bağlı bir hasta gibi olduğunu, bireysel başvurularda tesbit edilen hak ihlallerinin yüzde elli ikisinin adil yargılanma ilkesinin ihlaline dair verildiğini, bunun önemli ve bir an önce çözümlenmesi gereken bir sorun olduğunu yüksek sesle dillendirdiği bir süreçten geçmekteyiz. Toplumun adalet dağıtan erke güveninin yüzde on beşlerde olduğu bir süreçte HDP’nin adalet ve demokrasi yürüyüşünü gerçekleştirmesinin tüm koşulları ülkemizde mevcuttur. Anayasa ve Siyasi Partiler Yasasına uygun olarak kurulmuş, ülkemizin üçüncü büyük siyasi partisi durumunda olan HDP, siyasi iktidar tarafından ötekileştirilen, yok sayılan, düşmanlaştırılan ve yalnızlaştırılmaya çalışılan bir siyasi partidir. Bu partinin milletvekilleri, eş genel başkanları Sayın Demirtaş ve Yüksekdağ, çok sayıda belediye başkanları ve belediye meclis üyeleri tutukludur.

 

31 Mart yerel seçimlerinde sandıktan ciddi güç alarak belediyeleri kazanan HDP’nin başkanlıkları, kayyum aracılığıyla gasp edilmiştir. Yurttaşın iradesine ipotek konulmuştur ve son olarak iki milletvekilinin bu sıfatlarının düşürülmesiyle birlikte HDP, siyasi iktidarın tam bir hedefi durumundadır. Böylesi ağırlaşan koşullarda hak, hukuk, adalet için bu siyasi partinin sesini yükseltmesi, şiddete dönüşmeyen, silahsız, saldırısız protesto hakkını kullanmasından daha doğal ne olabilir? Adaletsizliğin tavan yaptığı, kuvvetler ayrılığının ortadan kalktığı, bağımlı ve taraflı yargının muhaliflere gözdağı, korku ve bastırma aracı olarak kullanıldığı, ülkede hukuk güvenliğinin kalmadığı bir dönemde emek, demokrasi, özgürlük, eşitlik ve barış taleplerinin daha da yüksek sesle dile getirilmesi ve bu konuda emek ve demokrasi cephesinin daha da genişletilmesi ve örgütlü mücadele verilmesi bir zorunluluk halini almıştır. Koşullara göre, senin dünya görüşünden olup olmadığına göre değil, evrensel bir değer olan adalet ve demokrasi için şimdi sesler yükselmeyecekse, mücadele edilmeyecekse, emek verilmeyecekse ne zaman olacaktır? Bu nedenle sayın genel başkan Kılıçdaroğlu’nun görüşlerine katılmıyorum. HDP’nin meşru ve yerinde olan yürüyüş eyleminin yanındayım.

 

Saygılarımla Av. Mengücek Gazi Çıtırık

http://www.habereguven.com/

 

Av. Mengücek Gazi Çıtırık | Tüm Yazıları
Hits: 568