Direnme hakkı!

~ 02.06.2020, İbrahim VARLI ~

İnsanlar özgür ve eşit doğar/yaşarlar… Baskıya karşı direnme hakları var… Doğal ve dokunulamaz insan haklarını korumak bir görevdir. Her türlü egemenliğin temeli ulusa dayanır, hiçbir kuruluş, hiçbir kimse açıkça ulustan kaynaklanmayan bir iktidarı kullanamaz… Mutlak egemenlik bir kişi ya da grubun elinde bulunamaz… Düşüncelerin ve inançların serbestçe dışavurumu en değerli insan haklarından biridir.

 

Bu haklar, bundan 231 yıl önce, 1789 Fransız Devrimi’nin hemen ardından, yayınlanan İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi’nden. 26 Ağustos 1789’da Ulusal Meclis’te kabul edilen İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi (La Déclaration des droits de l’Homme et du citoyen) özetle bu şekilde insan haklarını güvenceye alır. Bildiri devrimden sonra yapılan ve ilk anayasa olma özelliği taşıyan 1791 Anayasası ile ikinci anayasa niteliği taşıyan 1793 Anayasası’nın girişinde/ önsözünde açıkça yer alır.

 

***

 

Her iki anayasada da devrimin temelini oluşturan bildiri referans alarak yazılır. 17 maddeden oluşan bildiri 91 Anayasası’nın girişine olduğu gibi yerleştirilirken tarihte görülen en ilerici anayasa olan 93 Anayasası’nda bu maddeler genişletilerek 35 maddeye kadar çıkarılır.

 

Her iki anayasa da açıkça bildirgeye atıfla “direnme hakkı”nı en önemli insan haklarından birisi olarak tanımlar. Demokrasi halkın egemen olduğu ve her ?eyi halkın kendisinin yaptığı bir devlet biçimi olarak tarif edilir.

 

 

 

‘Robespierre Anayasası’ olarak da bilinen 93 Devrim Anayasası egemenlerin, Jakobenlerin, tasfiye ettikleri Thermidor döneminde estirdikleri “beyaz terör”ün ardından 1795’te toptan değiştirilecek olsa da insanlığa bıraktığı kadim miras hâlâ aşılabilmiş değil.

 

Bildirgeden ve Fransız devriminin üzerinden geçen iki asırdan fazla zamana rağmen insanlık hâlâ devrimin bahşettiği değerler için mücadele etmek zorunda. Verilen ağır bedellere rağmen.

 

***

 

Günlerdir yakın tarihin en kitlesel gösterilerine sahne olunan Amerika’daki isyan dalgası tam da budur. Irkçılığın, ayrımcılığın kol gezdiği ülkede George Floyd’un gözaltına alınırken öldürülmesiyle başlayan protesto dalgaları isyana dönüştü.

 

Neoliberal kapitalist sistemin açmaza girmesiyle her geçen gün daha fazla nükseden ırkçılık sadece ABD’ye özgü değil. Bütün gelişmiş ülkelerde salgınla birlikte daha da artan bir vaka. Yabancıların, göçmenlerin, ötekilerin hedef alındığı insanların etnik, dinseli kültürel aidiyetleri üzerinden hedef alındığı bu “yeni otoriter” liderler çağında benzer saldırılar daha çok görülmeye aday.

 

ABD’de siyahların hakları için verilen mücadelenin simge isimlerinden Malcolm X’e atfedilen “Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır” önermesi ırkçılığı anlamaktan uzak olduğu gibi, sorunun çözümünün de yanlış yerlerde aranması demek.

 

Irkçılık bir hastalık değil. Mücadele edilmesi gereken bir düşüncedir. Çeşitli yakıcı örneklerine yakın siyasi tarihte de rastlandığı üzere bir devlet ideolojisine de dönüşebilen hastalıklı bir doktriner ideolojidir. Tıpkı faşizm gibi.

 

***

 

Irkçılık hastalık olarak nitelendirildiğinde esas neden görünmez olur. Nedir o görünmeyecek olan? Irkçılığın bizzat insan eliyle/bilinciyle inşa edilebilen bir fikriyat olduğu. Üstelik bu fikriyat her gün yeniden üretilebilen cinsten.

 

Bir siyasal mühendislik çalışmasının sonucu olarak yabancı düşmanlığı, nefret, ötekini istememek, kendi kültürünü diğer kültürlerden üstün görmek öğretilen şeyler. Dolayısıyla kimse ırkçı olarak dünyaya gelmez. Bir genetik aktarım söz konusu değil. Biyolojik bir kökeni yok, haliyle babadan oğula kalıtsal olarak da geçmez. Kalıtsal olarak geçmez ama kültürel bir aktarım söz konusu olabiliyor.

 

Son dönemlerde artan bir şekilde bu “değerler” bizzat popülist bir takım liderler üzerinden her geçen gün yaygınlaştırılıyor. Trump’ından Bolsonarosu’na, Wilders’inden Gauland’una, Höcke’sinden Le Pen ve Salvini’sine bütün sağ/aşırı sağcı liderler her gün nefret tohumları ekerken “ırkçılık virüsü”nü de yayıyorlar.

 

Ve haliyle kullanılan bu “nefret dili” sokakları da toplumu da zehirliyor.

Yirmi birinci yüzyılda hâlâ ırkçılığın bütün haşmetiyle devam ettiğini görmek Fransız devrimcilerin yüzyıllar öncesinde ne menem bir büyüklüğe imza attıklarını gösteriyor.

https://www.birgun.net/haber/direnme-hakki-303011

İbrahim VARLI | Tüm Yazıları
Hits: 192