Çokça, bir derviş gibi

~ 17.07.2011, Umur TALU ~
Başbakan önceki gece Galata Mevlevihanesi’ndeydi…
Birkaç saat önce de, herkesin içini kavuran o alev alev şehitlerin cenazesi kalkarken “herkesin başbakanı” sıfatıyla konuşmuştu.
Elbet sözleri şiddetli olacak, tepkisi öfke dolacak, güvenlik ve mücadele adına yüksek sesle konuşacaktı.
Ama sorumluluğu, “terörle mücadele” kadar; askerlerin kolayca ölüme gitmesinin, yoksul çocukların bu kadar çok ölmesinin, bu topraklardan onca gencin dağa çıkmasının, halkın bir ötekine kin ve nefretle dolmasının, insanların tarihi kimlik sorunlarının kanamasının da önüne geçebilmek.
O yüzden…
Tamam bazen şahin olabilir ama, sık sık, Derviş de olabilmesi gerek.
Aynı yerde dönüp durmak için değil; ruhun huzuruna sabırla, sebatla, kardeşlikle erişmenin semazenlerinden olup gündelik haset ve fesadı da aşabilmek için.
***
Yoksa şu basit ama çok ağır soru kalır ortada:
10 bini “şehit” asker, polis, korucu ve vatandaş denen; 30 bini de “ölü ele geçirilen” veya “etkisiz hale getirilen” diye sunulan, ama sık sık “40 bin ölümüz” diye telaffuz edilen o sözde yuvarlak, ama kanlar içinde kocaman rakama, her rakamın bir insana tekabül etmesine iyice bakar…
40 bin ölü sonunda “Kürt sorunu vardır” diyebilirken…
13 yeni şehitte bu sorunun varlığını birden nasıl yok sayacağım, diye düşünür.
Ya da biz sorarız o soruyu; ona da kendimize de:
13 yeni şehidin acısıyla “Kürt sorunu yoktur” diyen siz…
40 bin ölüde nasıl “Kürt sorunu vardır” diyordunuz?
***
Her şey bir yana; yoksul bir ana, asker evladının bayrağa sarılı tabutuna sarılıp ancak Kürtçe ağıtlar ile feryat ediyorsa…
Terör sorunu da vardır, barış ve ölümlerin durdurulması sorunu da vardır, Kürt sorunu da vardır!
***
Milliyet’in dünkü ilk sayfası, bize sadece ismi, yaşı, bakışı ve seveninin gözyaşı ile şehitleri göstermedi; her şehidin hayat hanesini de gösterdi.
Birçoğuna bayrak asılı o yıkılmış hanelerin çoğu viranelerdi.
Burada defalarca yazıp telaffuz ettiğim üzere, yine “Sıvasız hanelerin ölü çocukları” idi.
Türk ya da Kürt, ekmek kokan, toprak kokan, yoksulluk kokan, acı kokan, ağıt kokan annelerin çocukları idi.
Sıvasız hanelerin boyasız annelerinin ölü çocukları idi!
***
Hepimiz elbet vicdan ve akıl borçluyuz o şehit çocuklara.
30 bin çocuğunu öyle böyle dağa vermiş, toprağa vermiş, mezarsız bilmiş “öteki” annelere de.
Eğer bazı analar da günahkârsa, hadi gidin taşlayın…
Yok, “Galip Dede”nin oradan bir “Derviş” de dönüyorsa kalbinizin bir yerinde; acının en orta yerinde, yangının en alev halinde dahi, hakikati, hakkaniyeti, vicdan ve aklın o çok elzem, çok mühim harmanını boş veremezsiniz.
O yüzden…
1984’te ilk baskından beri hükümetlerde olan; ilk ölüden 40 bin ölüye, 40 bin üstüne 13 şehit ve 7 “etkisiz hale getirilen”ê kadar “devlet” olmuş bir Çiçek, “Büyük Millet” kürsüsünden bizi cepheleşmeye davet edemez.
Önce sorumluluğunuzu idrak edeceksiniz; utancınızı bileceksiniz; ve hep birlikte o çocukların yasını tutacaksınız.
Sonra, bizi birbirimize (daha çok) kırdırmayacaksınız!
***
Bir de…
Sadece pusu kalleşliğiyle değil; kim bilir hangi bildik, bilmedik askeri, idari, siyasi hataların da ayaklarına zincir vurmasıyla, yorgun bedenleri kuru otlar arasında alevlere boğulan o yoksul çocuklar namına hiç kimse, İstanbul’da veya Ege’de, kendince savaş ilan etmesin!
Birçoğunuz, o “sıvasız evlerin ölü çocukları”nın canlısını; asttır, alttır diye zaten çok sevmemiştiniz, o bir yana da…
Öyle konserde şarkıya saldır; sokakta komşuna bindir; kasabada köşeye kıstır…
Ne o çocukların cesaretine yanaşabilir…
Ne yiğitliğe sığar, ne mertliğe gelir!
Esas cesaret ve yiğitlik…
Ölümlere, kine, nefrete, tahrike, oradan veya buradan iç savaş histerilerine rağmen; sıvasız evlerin tüm yoksul çocuklarının hayatını, hayatiyetini, haysiyetini savunmaktır.
Bazen, belki bir şahin gibi…
Çokça, bir derviş gibi!

(Habertürk 17.07.2011)

Umur TALU | Tüm Yazıları
Hits: 1337