KANUN ÖNÜNDE HERKES EŞİT MİDİR!

~ 30.01.2020, Av. Abdurrahman BAYRAMOĞLU ~

KANUN ÖNÜNDE HERKES EŞİT MİDİR!

 

Halen yürürlükte olan TC Anayasasının 10. Maddesi şu şekildedir:

Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.”

10. Maddenin 4. Fıkrası;

“Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.”

Son fıkrası ise,

“Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” şeklindedir.

Yani Anayasamız herkesin kanun önünde eşit olduğunu, kimseye ayrıcalık tanınamayacağını ve kamu organlarının bu kurala uygun davranmakla yükümlü olduklarını söylemektedir. Bu aynı zamanda modern evrensel hukukun en temel ilkesidir.

Nitekim İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 1. Maddesi; “Bütün insanlar hür, haysiyet ve haklar bakımından eşit doğarlar.” 7. Maddesi ise, “Kanun önünde herkes eşittir ve ayrımcılık yapılmadan kanunun eşit korumasından istifade hakkını haizdir.” şeklinde düzenlenerek bu evrensel ilkeyi formüle etmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Ayrımcılık yasağı başlıklı 14. Maddesi de “Bu Sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzere herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin sağlanmalıdır.” der.

Hemen herkesin bildiği bu hükümleri neden anımsatma gereği duyduğuma gelince…

Özellikle 2000’li yıllarda Türkiye’de özellikle yargı düzeni ciddi sorunlarla malul hale gelmiştir. Siyasi davalarla toplum yeniden kurgulanmış ve kurgulanmaya devam edilmektedir. Konumuz bakımından yalnızca yargı süreçlerindeki eşitsizlik sorunları ele alarak, yukarıda aktarılan hükümlerin yargı organlarınca nasıl uygulandığına bakacağız.

Birçoğu kamuoyuna yansımayan haksız tutuklamalar, tutuklama tedbirinin uygulanmasındaki çifte standart, yani adamına göre muamele ayrı bir yazı konusu edilebilir. Bu yazıda mahkemelerin kararlarındaki aynı delillere adamına göre farklı anlam yüklemelerini ele alacağız. Diğer bir deyişle mahkemelerin adamına göre kararlarını…

Karar 1: ... Ağır Ceza Mahkemesi’nin delil yetersizliğinden beraat kararı…

Beraat gerekçeleri ve dosya delillerine ilişkin mahkemenin değerlendirmesi:

"Sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne bir dönem sempati duyduğunun toplanan deliller ve sanık ikrarı ile sabit olduğu, 17/25 Aralık öncesi örgütün düzenlemiş olduğu dini sohbetlere katıldığı, (ancak) nihai amacı, devletin Anayasal nizamını cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olduğu anlaşılan FETÖ/PDY terör örgütünün başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanının büyük bir kesimince de böyle algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mubah gören fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce ulaşıncaya kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alındığında, sanığın örgüt liderine ait kitap ve CD'leri bulundurması, örgüte müzahir olduğu değerlendirilen bir dernekte yöneticilik yapması, Bank Asya nezdinde rutin hesap hareketlerinin olması  şeklindeki eylemlerinin sempati ve iltisak boyutunu aşan, örgüt üyesi olduğunu ispat etmeye yeterli örgütsel faaliyetler kapsamında değerlendirilemeyeceği…”

 “…örgütün tepe yönetimi ile olan telefon irtibatının içerikleri ve akabinde yapılan örgütsel faaliyetin tespit edilememesi karşısında sanık bakımından şüpheli bir durum oluştuğu ve bu durumun sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği, mevcut delil durumu itibari ile sanığın örgütle organik bir bağ kurarak hiyerarşisine dahil olduğu yönünde cezalandırmaya yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği, sanığın örgütün kamuoyunca da bilinen eylemlerinden sonra örgütsel faaliyetlerinin tespit edilemediği, sanığın örgütün nihai amacını bilerek faaliyet gösterdiği ve bu cihetle yukarıda izah edilen FETÖ/PDY dikey yapılanması içerisinde üçüncü veya daha yukarıda katmanda bulunduğu yönünde de delil elde edilemediği…”

“… sanığın 17/25 Aralık 2013 öncesi bir dönemi kapsayan ve yukarıda zikredilen eylemlerinin örgüt üyeliği için gerekli olan süreklilik, yoğunluk ve çeşitlilik taşımadığı ve sempati boyutunda kaldığı, zikredilen tarih sonrası eylemlerinin ise cezalandırmaya yeter mahiyette her türlü şüpheden mücerret olmadığı hukuki ve vicdani kanaatine varılarak, … atılı suçu işlediği sabit olmadığından beraatına…”

Karar 2: … Ağır Ceza Mahkemesinin tam bir vicdani kanaatle mahkumiyet kararı…

Mahkumiyet gerekçeleri ve dosya delillerine ilişkin mahkemenin değerlendirmesi:

“Sanığın örgüte müzahir dershanede öğretmen olarak çalıştığı, öğrencilere ders verdiği, üniversiteden mezun olduktan sonra örgüte ait dershanede staj yaptığı, sanığın HTS kayıtlarına göre… ile 2 defa, … ile 1 defa ve haklarında FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne üye olma suçundan soruşturma/kovuşturma yürütülen şahıslarla görüşme kaydının bulunduğu, çocuklarının FETÖ/PDY'ye müzahir okulda öğrenim gördüğü, sanığın Bank Asya üzerinden maaş ödemesi aldığı bu şekilde hesabını aktif olarak kullandığı, böylece sanığın eylemlerinin süreklilik, yoğunluk ve çeşitlilik gösterdiği anlaşılmış olup terör örgütü üyeliği suçunu işlediği kanaatine varıldığından…”

Karar 3: … Ağır Ceza Mahkemesinin tam bir vicdani kanaatle mahkumiyet kararı…

Mahkumiyet gerekçeleri ve dosya delillerine ilişkin mahkemenin değerlendirmesi:

“Her ne kadar Fetö/pdy terör örgütü üyeliği suçundan yargılanan diğer tüm sanıklar gibi, Devletin faaliyet yapmasına müsaade ettiği bir takım resmi veya özel kurumlara üye olmanın, para yatırmanın suç teşkil etmeyeceğini savunmuş ise de; (Bank Asya, değişik adlardaki dernek ya da vakıflar gibi) yukarıda da ayrıntılarıyla anlatıldığı üzere örgütün kendi elemanlarını bir arada tutmak, örgüte para ve insan kazandırmak, güç kazanmak, devlet içerisinde gizli amaçlarla devlete paralel bir şekilde daha önce eşi benzeri görülmeyecek biçimde yapılanmaya gittiği göz önüne alındığında ve bu kadar sinsice hareket ettiğinin özellikle darbe teşebbüsü ve sonrasında net şekilde anlaşılması nedeniyle bu durumun devletin aleyhine tam tersi sanığın lehine değerlendirilemeyeceği, örgütün gizli ajandasının, gizli emellerinin örgüt elemanları lehine değerlendirmenin terör örgütlerini teşvik etmekten öteye gitmeyeceği anlaşılmakla pişkinlik seviyesinde olan savunmasına itibar edilmemiştir.”

Karar 4: … Ağır Ceza Mahkemesinin tam bir vicdani kanaatle mahkumiyet kararı…

Mahkumiyet gerekçeleri ve dosya delillerine ilişkin mahkemenin değerlendirmesi:

“Sanığın Türk Silahlı Kuvvetleri (Hava Kuvvetleri Komutanlığı) bünyesinde Hv. Plt. Ütğm. olarak görev yaptığı,

Ankara Akıncı 4. Ana Jet Üs Komutanlığında görev yaptığı dönemde örgüt mensubu ile irtibatlı olduğu,

Tanık ….., sanığın ……… ile irtibatlı olduğunu, Sincan'da buluştuklarını, babasının polis olduğunu, bekar olduğunu, F16 kursiyeri olduğunu, örgütün önem vermediği birisi olduğunu beyan ettiği,

…………. adlı mail hesabı üzerinden 28.08.2016 tarihinde “fetö darbe” başlığıyla gönderilen ihbarda “Fetullahçı Terör Örgütü içerisinde faaliyet gösteren subaylardan olduğu” şeklinde bilgiler bulunduğu,

(dolayısıyla) Sanık ……. FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olmak suretiyle silahlı terör örgütü üyeliği suçunu işlediği anlaşılmakla…”

***

Daha fazlasına gerek yok sanırım.

Yoruma da…

Yazının başında yer verdiğim Anayasa’nın 10. Maddesini tekrar okuyalım.

Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.”

 

“Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.”

 “Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”

***

Sizce inandırıcı mı?

 

 

 

Av. Abdurrahman BAYRAMOĞLU | Tüm Yazıları
Hits: 1471