Adı konmamış yasa

~ 13.11.2019, Güray ÖZ ~

Bolivya’da, Che Guevara’nın öldürüldüğü ülkede, solcu Evo Morales yüzde 47,8 oyla seçilmişti. Genelkurmay Başkanı Kaliman, Morales’i istifaya zorladı. Böylece dünyanın jandarması, şerifi, belalısı olan ABD bir ülkede daha paşa gönlünün istemediği bir lideri askeri darbeyle devirdi. Bilinen gerçektir; pek çok ülkede ordular, ülkelerini dış saldırılara karşı korumakla değil, ya “özgürlükleri fazla buldukları” için, ya “kaosa engel olmak” bahanesiyle ya da devrimleri halkın elinden çalmak için darbe yapmakla görevlidirler.

***

Peki bu kader mi? Halk demokrasiyi, özgürlüğünü, geleceğini, devrimi darbelere karşı koruyamaz mı? Pek çok ülkede direndiler, uzun süren mücadelelere giriştiler. Ama kolay olmadığını da biliyoruz. Zordur çünkü, bağımlı ordular silahlarını kendi halklarına çevirmekte tereddüt etmezler.

Bu konu da çok önemli, üzerinde durulması gereken acı bir örnekti.

 

***

Salvador Allende, Şili’nin seçilmiş devlet başkanı, Küba deneyinin yanı başında halkın oylarıyla sosyalist bir ülke yaratmak istiyordu; halkın aktif desteğini de almıştı. ABD ise bu çok tehlikeli gidişi; seçimler yoluyla sosyalizmin kurulması deneyini durdurmak, Friedman damgalı Şili Okulu denilen neoliberal politikaları yaygınlaştırmak istiyordu. Pinochet’nin darbesinden sonra on binlerce Şilili stadyumlarda işkence gördü; ünlü şarkıcı Victor Jara’nın bir daha gitar çalamasın diye önce parmakları kırıldı, sonra katledildi; teslim olmayı reddeden Allende, Moneda Sarayı’nda öldürüldü.

***

Nikaragua’da karşı devrimci Kontraları destekleyen ABD, iktidarı Sandinistlerin elinden zorla aldı. Daha sonra Kontralar seçimleri yitirse de Sandinistlere boyun eğdirme konusunda ısrarını sürdürdü. Hugo Chavez’in yolunu terk etmeyen Venezuela’da, Maduro’yu devirmek için hala uğraşıyor.

Monetarizm adı ile ünlenen öldürücü ekonomi politikası ise tüm dünyayı sardı, bu arada bizim ülkemizi de yakıp yıktı. Yalnız ormanlar değil, pek çok yürek de yandı yıllarca, hâlâ da yanıyor.

***

“Latin Amerika benim arka bahçem” diyen ABD evvel eski Ortadoğu’yu da “ön bahçesi”, Asya’yı “yaz bahçesi”, Avrupa’yı “kış bahçesi” sayar. Çin hedefindedir, Avrupa ülkeleriyle ticaret savaşını “paylaşımda size bu kadar pay düşmez” gerekçeyle sürdürüyor. Arap ülkelerine boyun eğdirmiş, Irak kolayca halledildiyse de Yeşil Kuşak projesine katılmayan İran’da işler ters gitmiştir. Direnen Suriye’yi hizaya getirmek için, Frankensteinlarını yok etme bahanesiyle bölgeyi ateşe vermiş, petrol için, stratejik alanı paydaşı Rusya’ya terk etmemek için jandarmalığa devam edeceğini ilan etmiştir.

***

Jandarma çabalıyor; son yıllarda güçten düşse de “Pax Amerikana” adını verdiği “darbele ve yönet” politikası hala etkilidir. Ama yine de kapitalizmin ayakları titriyor. Ordularını gönderdiği, üsleriyle, silahlarıyla egemen olduğu ülkelerde halklarda korku azaldı. İsyan dalgaları birbirini izliyor; ülkeler eskisi gibi kolayca teslim bayrağı çekmiyor.

Bolivyalılar da teslim olmayacaklardır.

***

Umut var mı peki? Evet var. Koşulu, ABD ya da benzerlerini durdurmanın yolunun içeride güçlü olmaktan geçtiğini anlamaktır. Koşulu, sosyalistlerin, devrimci demokratların, demokratik cumhuriyet yandaşlarının, kim kendini nasıl tanımlıyorsa, birbirlerini dışlamadan mücadeleye girişmeleri, kazandıkları her adımda kendi içlerine dönüp hesap çıkarmaya kalkışmamaları, “tamam yeter, duralım artık biraz” dememeleridir.

Adı konmamıştır ama kanıtlanmış yasadır; hasmını unutan, hısımıyla hesaplaşan, kavgayı bırakıp duran düşer...

https://www.birgun.net/

Güray ÖZ | Tüm Yazıları
Hits: 170