Atatürk'ü '10 Kasım?da Coşkuyla Anmak' Yine Çok Önemli. Ancak;

~ 09.11.2019, Cihangir Akşit ~

Onu “iyi anlamak” ise en az “onu anmak” kadar önemlidir, diyoruz...

 

Baştan söyleyelim; Onu gerçekten iyi anlamak için ise bizce, en azından öncelikle Nutuk (Söylev, TDK), Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri (Atatürk Araştırma Merkezi), Yurttaşlık Bilgileri (Atatürk), Medeni Bilgiler (Afet İnan), Kumandan ve Zabitan ile Hasbihal, Çankaya (Falih Rıfkı Atay), Tek Adam (Şevket Süreyya Aydemir)… gibi kitapların mutlaka okunması ve daha da önemlisi “yazılanların o devrin koşullarıyla” sorgulanarak, tartışılarak, derinlemesine anlaşılması gerekmektedir.

 

Bu yol oldukça zor bir yoldur. Ancak altını çize çize, paragraf yanlarına notlar düşe düşe okuduğumuz o her satırda, onu daha iyi anladıkça, yapılan iş göreceksiniz bilenler zaten bilir çok da zevklidir. Bu yöntem aynı zamanda sağlıklıdır da…

Günümüzün sarsıcı hayat gaileleri içinde, yaşamları monotonlaştıran ve insanları uyuşturan hatta zihinleri tektipleştiren bir dünya düzeninde “bu tür bir kararı” üstelik böylesine ülkenin her tarafı riskler içinde çalkantılı bir ortamda, tehlikeleri yukarıdan bakarak fark edip, aklını kullanıp da hala bu kaynakları okumaya karar verememiş olanlar varsa veya “bu kararı vermiş ama zaman içinde eksik bırakmış” olanlar varsa, bizce onu gerçekçi olarak anlayabilmek için henüz asla geç sayılmaz.

 

Peki, bunları okuduk onun yaptıklarını, yazdıklarını, ilkelerini “zamanın koşullarıyla birlikte” sorguladık ve de daha güzeli benimseyip anladık, ya sonra ne olacak?

 

O bir fikir ve eylem adamıydı; her daim “çağdaş bir Türkiye yaratmak” vizyonu vardı. Bunu ise ulusuyla birlikte, yerinde oturarak değil dinamik ilkeleri doğrultusunda hedeflediği anlamlı eylemleriyle sürekli sahada bulunarak başardı…

 

Peki sahada olmak nedir ya da biz bir başımıza nasıl eyleme geçebiliriz ki?

 

Bizce bu soru da çok haklı bir sorudur. Anayasal sınırlar içinde kalmak kaydıyla, orada yazılı olan demokratik her türlü hakların kullanılmasının ötesinde, bizce herkesin ilk yapacağı şey, Atatürk ve onun dinamik bıraktığı asla statik tutmadığı ya da doktrin haline getirmek istemediği “sürekli gelişim” odaklı temel ilkelerinin, yaptıklarının, izlediği yolun günlük yaşamlarımıza sokulmasıdır.

 

Peki iyi de bu nasıl olabilir ki?

Mesela; aile içi sohbetlerimize, kahvaltılarımıza, akşam yemeklerimize, kahve molalarımıza da sokmalıyız Atatürk’ümüzü. Hiç denediniz mi?

 

Onu ve özellikle de ulusuyla birlikte başardığı devrimlerinin dayandığı ilkeleri, karşılaştığı direnç ve zorlukları, ev ziyaretlerine-ahbap toplantılarına da sokmak gerekir, diyoruz… Her şeyi devletten, medyadan, ya da siyasilerden, elde cep telefonu sosyal medyadan “Armut piş ağzıma düş!” diyerek o uzandığımız yerden beklemeye de hiç gerek yok …   

 

Ayrıca, insanımızın en önemli zafiyetlerinden birisi olan, devamlı bir büyük lideri ya da “yeni bir Atatürk’ü beklemek” yerine kendimizi, onu ilkelerini, akılcılığı esas alan eylem ve söylemlerini ve de “Osmanlı düzeninin esası, padişaha kulluk yerine Cumhuriyet dönemimizin yurttaşlık bilincini öne çıkaran” tüm devrim ve düşüncelerini, yukarıda altını çizdiğimiz bu asli denilebilecek kaynaklardan okuyup analiz etmeye, dolayısıyla onu daha iyi anlamaya, hatta bu doğrultuda kendi yakın çevremizi de harekete geçirmeye çabalamalıyız…

 

Onu ve yaptıklarını, söz konusu temel kaynaklardan hiç okumayıp sadece dip notsuz o aniden patlayan masalsı-popüler Atatürk kitaplarından okuyup doğru dürüst analiz etmeden iyi anlamak da bizce imkânsız.  Ayrıca 1980’lerin o bildik “Rozet Atatürkçülüğü” denilen, şimdilerde ise “Sosyal medya takipçi sayısını arttırmak” gibi aniden moda haline gelen, o aydın insan tuzaklarına da düşmemek gerekiyor kanaatindeyiz. Dikkat!

 

Yanlış anlaşılmasın; onu seksen küsur yıl sonra, hala böyle bir gün-bir hafta anmak çok hoş bir durum. Emsali olan liderlerin tamamı çöp olup gitmiş. Bir tek Atatürk gönüllerde kalmış.

 

Diyoruz ki; evet sonuç olarak onu 10 Kasım’da yine analım. Ama onu iyi anlayarak, iyi okuyarak, daha da önemlisi günlük yaşantılarımıza sokarak, ailemizle-dostlarımızla yaptığımız sohbetlerimize de sokarak, analım. Eğer böyle yaparsak iyi göreceğiz ki onun izini en iyi, yani doğru yönde değişimin en önemli koşulu olan “Sürekli Gelişimi” otomatikman takip ediyor oluyoruz.

Mesela böyle eylemsel davranırsak eğer; onun hayatını ortaya koyarak ulusuyla birlikte başlattığı “ülkeyi Çağdaş uygarlıklar düzeyine çıkarmak/ hatta onları geçmek” ve “Bağımsızlık benim karakterimdir” gibi temel düşüncelerle Türkiye Cumhuriyeti için ortaya koyduğu, bizce bugün bile yaşayan o müthiş bir zekâ ürünü olan temel vizyonunu (Büyük-Grand Stratejisini) bir anda kendi çapımızda sabırla geliştirmeye başlamış olabiliriz…

 

Hele bu çıkışımız “sürekli gelişim ve çağdaşlık” gereği günümüzde çağdaş ülkelerde kabul edilen o meşhur evrensel demokratik değerler olarak da kabul gören; insan hakları-hümanizm, gerçek demokrasi tesisi, hukukun üstünlüğü-adalet, güçler ayrımı, medya bağımsızlığı, laiklik, akılcılık… vb. gibi çağdaş değerlerle de birleşirse ve de evlerden itibaren, kahvelerde, kafelerde, sofralarda, her yerde (Anayasal sınırlar içinde katılımcılıkla) demokratik bir konuma geçilebilirse, ülkemizin geleceğinden hiç korkmayalım…

 

Ülkemizin (bağımsız savunma sanayi çok önemli olsa da) sadece İHA’ larıyla, yeni top tank gibi silahlarıyla değil, bizce aslen yukarıda sözünü ettiğimiz, gençliğin her koşulda sahip çıkması gereken bu demokratik temel değerleri özümseyip, temelden tepeye öz eleştiri yapıp “bir an önce onun vizyonunun doğrultusunda geri beslemeye” başlanması ve dolayısıyla benzeri ülkeler için de “çağdaş model teşkil edilmesi”, sadece ülkemiz için değil, bütün dünya barışına da çok önemli bir katkı yapacaktır.

 

İki yüzlü Batı Alemi de artık bunu çok iyi fark etmelidir. Zaten görünen o ki başka çareleri de yoktur. Yoksa onu ve ilkelerini, çağdaşlık vizyonunu hala anlayamıyorlarsa, yani çağdaş ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ni desteklememeye, 1850’lerden itibaren başlatılan yine “Hasta Adam yaratma” stratejilerine eğer devam etmek istiyorlarsa, bu durum kuşkusuz ne Avrupa’ya ne de tüm dünyaya barış getirmeyecektir.

 

Ülkemizi, iş birliklerle “Ortadoğulu” laştırırken, bir anda hiç de ummayacakları şekilde kendileri “Balkan” laşıp, hatta süreç içinde bu bataklıkta Ortadoğulu bile oluvereceklerdir. İnanmayan, sadece Birinci Dünya Harbi’ne değil, her tarafı kaşıyan günümüzün büyük ülkelerinin durumlarına da şöyle bir baksın; boğuşup duruyorlar, sonuç yok, kimselere demokrasi tepeden inme gelmiyor. Ortadoğu yüz yıldır hala ateş cehennemi, ölen insanların ise haddi hesabı yok…  

 

Bir 10 Kasım’da daha diyoruz ki “O ve arkadaşları büyük insan önce muharebe alanlarında ulusuyla birlikte zaferler kazanıp, ardından ülke bağımsızlığını da sağlayarak, genç Cumhuriyet rejimiyle ülkeyi belli esaslara oturttu. Ülkeyi hem ‘Hasta Adam’ lıktan hem de, Ortadoğulu olmaktan kurtardı. Ardından da bu nesiller için o inanılmaz denilen, pratik devrimleriyle çağdaşlaşma hamlelerini, tekrar ateşledi” …

 

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün başlattığı bu “sürekli gelişim” hamlesinin devam ettirilmesi sırası şimdi artık; özgürlüğüne onunla Avrupalılardan Amerikalılardan daha önce kavuşan fedakâr kadınlarımızda ve de ülkeyi o muhteşem hitabesiyle tümüyle emanet ettiği gençlerimizde, yani aslında tüm ulusta… 

 

Onu yine saygıyla anıyoruz. Hadi şimdi doğruca kitapçılara gidip, eğer okumadıysak, ilk olarak söz konusu bu kitapları satın alıp, iyi okuyup-sorgulayalım. Onu ve dinamik vizyonunu; şimdi yine analım ama bugünden tezi yok, harekete geçip kahvaltı sofralarımıza-sohbetlerimize katalım.

 

Sürekli gelişimi ve çağdaş demokratik değerlerin farkına varıp onun başlattığı şu çok hayati işi, çağdaş ve genç Cumhuriyetimizi daha ileriye götürelim. Hatta Atatürk döneminde olduğu gibi; yine kafası iyice karışmış/ karıştırılmış bazı yerlerde ise can pazarına döndürülmüş dünyaya herkes tarafından hayranlık ve saygı duyulan, çağdaş bir model olalım. Böylelikle de nice 10 Kasım’ lar gelip geçsin ama o güzel insanın kemiklerini, hele bu çağda, daha da fazla sızlatmayalım…

 

Rahat uyu Ata’m; çünkü seni bu ülkede hala unutmayanlar o kadar çok ki…

https://www.gercekgundem.com/

 

Cihangir Akşit | Tüm Yazıları
Hits: 169