Trump ve Boris neyin semptomu?

~ 05.10.2019, Ergin YILDIZOĞLU ~

Anglo-Amerikan dünyasında, Donald Trump ve Boris Johnson gibi adeta birbirinin kopyası tipin, aynı dönem­de ortaya çıkması bir rastlantı değil. Bun­lar, Reagan ve Thatcher ile başlayan ne­oliberal küreselleşme sürecinin, ona eşlik eden postmodernizmin, 2008 finansal kri­zinde ifadesini bulan iflaslarının semptom­larıdır.

Trump-Johnson ikilisi
Bu iki politikacı için halk, onlara oy ve­renlerden oluşuyor, oy vermeyenler bu kavramın dışında kalıyor. Trump, Ameri­kan seçmeninin çoğunluğunun oyunu ala­madı. Delege sayısına dayanan bir se­çim sisteminin ürünü olarak başkan ol­du, ama her fırsatta bu azınlığı “milli irade” gibi sunmaktan, geri kalan seçmeni yok saymaktan hatta “seçkinlerle” özdeşleştir­mekten, muhalefeti ihanetle suçlamaktan çekinmiyor. Johnson, seçimlerde meclis çoğunluğunu kaybetmiş bir partinin başı­na, o partinin 90 bin üyesinin oyuyla seçi­lerek başbakan oldu. Mecliste bir çoğun­luğu bile yok, partisinin en kıdemli vekille­ri onu terk etti. Ancak Johnson, son refe­randumda Brexit diyen seçmenin (yüzde 52) tercihini “milli iradesi” ilan ediyor, kal­maktan yana oy veren yüzde 47’yi yok sa­yıyor. Avrupa Birliği’nden anlaşmasız çık­masını önlemeyi amaçlayan yasayı, tesli­miyet yasası olarak niteliyor. Her ikisi de yargı ve meclis denetimlerini “darbe” ola­rak niteliyor.
Bu adamların yasalara uymak gibi bir kay­gıları da yok, bu yüzden başları yasama ve yargı ile dertte. Sicilleri kadınlara yönelik taciz suçlamalarıyla, yolsuzluk iddialarıyla, kronik yalancılıkla lekeli. Her iki politikacı da kutuplaştırıcı bir dil kullanıyor ve rakiplerini “iç savaş” ile tehdit ediyorlar. Trump, “Polis, asker, motosiklet çeteleri, bütün sert adam­lar benden yana... Çok kötü şeyler olabilir”... “Beni azlederseniz iç savaş çıkar” diyebili­yor. Johnson, Brexit olmazsa ya da yeni­den referanduma gidilirse “İsyan çıkar, şid­det olayları yaşanır” diyor.
Ne Trump ne Johnson yasaların, parla­mento iradesinin koyduğu sınırları tanıyor. Bu iki siyasetçi, neoliberal küreselleşme­nin, postmodern düşüncenin iflasının erte­sinde “Yeni Faşizm”in gündeme geldiğini haber veriyorlar.

Merkeze oynamanın çıkmazı
Yeni Faşizm”e karşı “merkeze oynaya­rak, toplumsal uzlaşma arayarak direnile­mez” savını vurguluyordum. Ancak, salı günü Guardian’da Chantal Mouffe, soru­nu benden çok daha élégante biçimde or­taya koydu. Onun yazısından yararlana­rak, özetleyerek devam edeceğim.
Mouffe, hatırlatarak başlıyor: Thukydides’ten, Machiavelli’den bugü­ne, öğrendiğimizi gibi, politika, her za­man karşıtlık, “biz ve onlar” ayrımı, par­tizan duruş içerir. Demokratik politika­da “biz ve onlar” birbirlerinin meşruiyetini kabul ederek mücadele eden taraflardan oluşur, birbirlerini yok etmeye çalışanlar­dan değil.
İdeolojilerin, anlamın, hatta hakikatin sonu savları ve sosyal demokrasinin “3. Yol” politikaları, neoliberalizmin sınır ta­nımayan metalaştırma süreci, bu sürecin içinde bireyleri kendi içlerine doğru çevi­ren “hazlara dayalı” tüketim rejimi, sınıf çe­lişkilerini ortadan kaldırmadı, ama “biz ve onlar” ikilemini işlevsizleştirdi. “Merkez­de” buluşan, birbirinin kopyası “sağ ve sol partiler” modeli, halkta, ekonomik krizin, yoksullaşmanın, artık tiksinti uyandırmaya başlayan servet birikimlerinin karşısında öfke yaratıyor, ancak bu öfkeyi yönlendire­cek bir seçenek sunmuyordu. Bu öfke, ka­çınılmaz olarak merkez partilerine ve bun­ları destekleyen, meşrulaştıran “uzmanla­ra”, hatta “okumuşlara” yöneldi.
Son yıllarda popülizmin geri gelişi, “biz ve onlar” ikilemini yeniden canlandırdı ve siyaset alanını yeniden açtı. Ne yazık ki şimdilik bu ikilem içinde, “Yeni Faşizm” bir “biz” inşa ediyor. Trump, Johnson gi­bi tipler bu “biz”e dayanarak iktidara gel­meye ve orada kalmaya çalışırken “Yeni Faşizm”in değirmenine su taşıyorlar.
Çare bu süreci görmezden gelerek es­ki “uyumlu, kapsayıcı politika fantezisine” kapılmaktan değil, daha büyük bir ilerici, anti-faşist “biz” yaratmaktan geçiyor. Bu­nun ilk adımı da solun birlikte çalışmanın yollarını bulmasında...
Bu zorunluluk göründüğünden çok da­ha acil. Çünkü kapitalizmin ve uluslarara­sı jeopolitiğin dinamikleri, ırkçılıktan, mil­liyetçilikten, emperyalist yeniden payla­şım rekabetlerinden, dolayısıyla da “Yeni Faşizm”den yana işliyor. Zamanda...

http://www.cumhuriyet.com.tr/

Ergin YILDIZOĞLU | Tüm Yazıları
Hits: 189