Bir gece ansızın 82 Musul, 83 Kerkük, 84.

~ 09.12.2015, Fatih YAŞLI ~

Geçtiğimiz Cuma akşamı, 1000’i aşkın askerin tanklar eşliğinde Musul’a girdiği yönündeki haberlerin ajanslara düşmesinin ardından, moda tabirle söylemek gerekirse sosyal medya, “Yıkılıyordu” adeta. Ay sonunu nasıl getireceğini bilemeyen, açlık ve yoksulluk sınırın altında bir yaşama mahkûm edilmiş, bir kredi kartından öbürüne borç aktararak ancak yaşamını idame ettirebilen on binlerce kişi, yeni Türkiye’nin meczuplarından birinin meşhur ettiği, “Bir gece ansızın 82 Musul, 83 Kerkük…” hamaseti eşliğinde “Musul’un fethi”ni kutluyordu çünkü.

Sonrasında haber düzeltildi, asker sayısı azaltıldı, rutin bir işlemden, nöbet değişiminden vs. bahsedildi ve aynı kitle derin bir sessizliğe büründü. Musul yine fethedilememiş, Osmanlı bu sefer de kurulamamış, “küçük adam”a da yeniden kredi kartının hesap ekstresine kara kara bakmak ve Facebook’ta “bordo bereli” goygoyu yapmak düşmüştü maalesef.

Peki Musul’da sahiden neler oluyordu, nereden çıkmıştı bu “nöbet değişimi”, bu tanklar eşliğindeki komando intikali?

Yeni-Osmanlı’ya bakılırsa, ortada “olağanüstü” bir durum yoktu, asker zaten Başika’da uzunca bir süredir IŞİD’e karşı savaşacak olan gruplara eğitim veriyordu, oraya Musul Valisi Nuceyfi’nin isteğiyle gidilmişti, Irak hükümetinin durumdan haberi vardı, amaç terörle mücadeleydi, bizim kimsenin toprağında gözümüz yoktu…

Acaba?

Bir uçağı 17 saniyelik sınır ihlalini bahane ederek düşürme skandalını, “Ulusal güvenliğimize yönelik bir tehdit söz konusuydu” diye açıklamak ne kadar hakikate tekabül ediyorsa, bu açıklamalar da o kadar tekabül ediyor aslında. Ortada, seçim sonrası giderek derinleşen bir siyasal strateji bulunuyor ve tıpkı uçağın düşürülmesi gibi Musul da bu stratejinin bir parçası.

Stratejinin bir ayağını bir süredir sıkça dile getirdiğimiz gibi, referandum ve başkanlığa giden yolda AKP dışı sağ unsurların AKP’nin arkasında sıralanması meselesi oluşturuyor. İslamcılık bir süredir milliyetçilikle tahkim ediliyor ve “milli birlik beraberlik” söylemiyle başkanlığa giden yolun taşları adım adım döşeniyor. “Erdoğan’a % 53’lük başkanlık desteği” haberleri tam da bu yüzden gayet gerçekçi görünüyor, “İslam kardeşliği”ne “soydaşlarla dayanışma” eklenince % 55’e kolaylıkla varılıyor.

Ancak mesele bununla sınırlı değil, olan biteni sadece ve sadece başkanlık üzerinden açıklamaya kalkışırsak eksik bir değerlendirme yapmış oluruz; bu nedenle meseleyi iç ve dış politikaya dair karmaşık bir denklemin içerisine yerleştirerek okumamız gerekiyor.

Öncelikle söylemek gerekiyor ki, artık Türkiye, Irak ve Suriye coğrafyalarında yaşanan gelişmeleri birbirinden ayrı bir şekilde değerlendirmek mümkün görünmüyor. Bunun ise iki nedeni bulunuyor: Birincisi, her iki ülkede de Türkiye’nin Kürt sorununa doğrudan etki eden birer Kürt bölgesi bulunuyor ve ikincisi, Irak’la Suriye, IŞİD’in merkez üssü olma niteliğini taşıyor.

Yeni-Osmanlı Musul’a “IŞİD karşıtı güçleri eğitmek” için giriyor ama dert başka. İlk olarak, o coğrafyadaki Sünni Araplar ve Sünni Türkmenler üzerinden mezhepçi dış politika derinleştirilerek İran’a ve müttefiki Rusya’ya bir mesaj veriliyor. Eğitim verilenlerin önemlice bir bölümünü, “Davetiyle gittik” denilen eski Musul valisi Nuceyfi’ye bağlı Sünni milislerin oluşturması bu nedenle bir tesadüf değil elbette. ABD ise Irak hükümetinin daha fazla İran’a yanaşmasını istemediği için olan biteni tasvip etmiyor gibi görünse de, sahadaki Şii hâkimiyetini zayıflatacağı için engelleyici ve karşı bir tutum takınmıyor.

İkincisi ve daha önemlisi ise şu: Barzani’yle olan ilişkiler derinleştirilerek hem Şengal’den beri bölgede etkinliğini artıran PKK’ye karşı ön alınmaya çalışılıyor hem de Rojava’daki YPG’ye karşı Peşmerge kartı masaya konuluyor; olası bir Musul operasyonuna PKK’nin katılmaması, hem yeni-Osmanlı’nın hem Barzani’nin ortak hedefi olma niteliğini taşıyor.

Suriye “muhalefeti”nden yeni-Osmanlı destekli Halid Hoca’nın Barzani’yle görüştükten sonra Rojava’da Peşmerge destekli yeni bir silahlı güç kurulacağını açıklaması da, Suudi Arabistan’da yapılan “muhalifler” toplantısına PYD/YPG’nin çağrılmaması da olan bitene dair önemli ipuçları veriyor. Buna bir de Barzani’nin Türkiye’ye gelişi eklendiğinde tablo tamamlanmış oluyor: Rojava’ya/PYD’ye karşı Irak Bölgesel Yönetimi’nin/Barzani’nin kollanıp gözetilmesi ve YPG’ye karşı Peşmergenin devreye sokulması gibi bir plan yürürlüğe sokulmuş bulunuyor.
Türkiye’yi “yeni soğuk savaş”ın cephe ülkesi haline getiren yeni-Osmanlı’nın “ulusal çıkar” diye sunduğu emperyal fantezileri, ülkeyi adım adım bir maceraya, sonu felaket olabilecek bir maceraya doğru sürüklüyor. “Dimyat’a bulgura giderken evdeki bulgurdan olmak” sözü dış politikada hiç olmadığı kadar ete kemiğe bürünüyor.

 

 

http://www.birgun.net/haber-detay/bir-gece-ansizin-82-musul-83-kerkuk-84-97308.html

Fatih YAŞLI | Tüm Yazıları
Hits: 751